9 Şubat 2021

Bilginin ekonomik faydaya en çok dönüştüğü alanların başında gelen tıbbi cihaz sektörü desteklenmeli

mete 1

TOBB Türkiye Medikal Meclisi Başkanı Levent Mete Özgürbüz:

 Bilginin ekonomik faydaya en çok dönüştüğü alanların başında gelen tıbbi cihaz sektörü desteklenmeli

 

TOBB Türkiye Medikal Meclisi Başkanı ve Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS) Başkan Vekili Levent Mete Özgürbüz ile tıbbi cihaz sektörünü konuştuk:

Levent Mete Özgürbüz kimdir? Kendinizden biraz bahseder misiniz?

Ankara’da doğdum, büyüdüm. Mühendislik eğitimi aldım. Kimya Mühendisliği ve Biyomühendislik okudum. Sanayici bir aileden geliyorum ama iş konusunda kendi alanımı seçmeye çalıştım. 2000’li yılların başında TÜBİTAK’ın o dönemki Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezleri Programı çerçevesinde TÜBİTAK Biyomedikal Teknolojiler Merkezi’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptım. TÜBİTAK Biyomedikal Teknolojiler Merkezi’nin Başkanlığını yaparken sektördeki inovasyon ihtiyacını görerek bu alana yatırım yaptım. Kendi şirketimi kurdum ve “tıbbi teknoloji” alanında yatırımlara başladım. 10-12 yıldır rejeneratif malzemeler alanında geliştirme ve üretim yapan şirketlerim var. TOBB Türkiye Medikal Meclisi’nin Başkanı ve Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS) Başkan Vekiliyim. Ankara Sanayi Odası’nda (ASO) Meclis Üyeliği ve Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı’nın (TTGV) Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerini sürdürüyorum.

Tıbbi cihaz sektörünün ülkemizdeki son durumu ile ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?

Tıbbi cihaz sektörü insan hayatına doğrudan dokunan bir alan. İnsanların kayıtsız kalamayacakları, kıymetli bir alan. Son dönemde dünyadaki hükümetler de bizim hükümetimiz de bunun çok stratejik bir alan olduğunun farkına vardı. Dolayısı ile tüm dünyada önemsenen kıymetli bir alan. Tıbbi cihaz sektörü teknoloji yoğun bir alan, dünyada geliştirilen teknolojilerin sahada ilk uygulandığı alanların başında geliyor. Avrupa İstatistik Kurumu verilerine göre Avrupa’daki en yüksek katma değerli alan tıbbi cihaz. Yine Avrupa Patent Ofisi verilerine göre de Avrupa’da en çok patent alınan alan medikal teknolojiler. Tıbbi cihaz sektörünün bilginin ekonomik faydaya en çok dönüştüğü alan olduğunu söyleyebiliriz. Aynı zamanda stratejik de bir alan, ülkemizde de en üst seviyede stratejik olduğuyla ilgili söylemleri de görüyoruz. Ama günlük uygulamalar bunu teyit eder nitelikte mi? Ben pek öyle düşünmüyorum. Pandemi dönemi dolayısıyla olmasını beklediğimiz pozitif ilgi maalesef negatif bir ilgi olarak sektörü buldu. Geçen sene sektörümüzün alacaklarından ciddi şekilde feragat istendi. Satın alma ve ödeme sistemleri ilgili sıkıntılar hâlâ devam ediyor. Finansal zorlukların yanında Avrupa Birliği’nin geçeceği MDR gibi konularda teknik zorluklar da yaşıyoruz. Dolayısıyla sektör ülkede “stratejik” olarak ilan ediliyor ama pozitif ayrımcılık yapılacağına ne yazık ki negatif ayrımcılık yapıldığını hissediyoruz.

Bütün dünyada gelişmekte olan sektörümüz, Türkiye’de maalesef en büyük alıcının, neredeyse tek alıcının “devlet” olması dolayısıyla ve devletteki satın alma, geri ödeme sistemleri başta olmak üzere satışa ve finansa etki eden unsurların doğru kurgulanmayışı nedeniyle sıkıntılı bir dönem yaşıyor. Ülkemizde 1000’i üretici konumunda 10.000’nin üzerinde işletmenin bu alanda faaliyet sürdürdüğünü düşünüyoruz. Türkiye’nin her yerine yaygın bir sektörümüz var. Basit sarflardan gelişkin biyoteknoloji ürünlerine, kompleks cihazlara kadar pek çok ürün ülkemizde üretiliyor ve ihraç ediliyor. İhracatımız yarım milyar doların üzerinde. Ülke içi tüketime de bakarak tıbbi cihaz sektörünün milyar dolara yaklaşan bir üretim hacmi olduğunu söyleyebiliriz. Bahsettiğim gibi çok yüksek katma değerli, ekonomik açıdan çok kıymetli, Corona döneminde de yakından müşahede ettiğimiz, gördüğümüz gibi stratejik olarak da çok çok önemli bir sektör. Çok ciddi bir büyüme potansiyeli olan bir sektör. İlaç kadar ağır regülasyonlar yok, o kadar büyük yatırımlar da gerektirmiyor. Özellikle elektronik gibi ileri malzeme gibi Türkiye’nin de ciddi üretimi olan alanlardan ürünler olduğu için tıbbi cihaz içerisinde rekabet gücümüzün de kimya veya ilaç sanayinden daha fazla olduğunu düşündüğümüz bir alan. Maalesef daha çok devletin alım yaptığı bir alan olduğu için oradaki sorunları çözmeden çok da ilerleme sağlayamadığımız bir alan.

Tıbbi cihaz sektöründe milli ürün payının artırılması için bir fonlama modeli öneriniz olmuştu. Bunu hayata geçirmek için neler yapılmalı sizce?

Benim milli ve yerli olayına bakışım şöyle; Ben milliliğin ülkede üretilen mal ve hizmetlerin çeşitliliğini arttırmak hedefini taşıdığını düşünüyorum. Yerli ve milli üretimi teşvik etmek kendi içimize kapanıp her şeyi burada üretmek anlamına gelmiyor, gelmemeli. Dünyada bunu yapabilen ve başarılı olmuş bir ülke de yok. Kendi içinize kapanıp bu tip şeyleri üretme çabası bir endüstriyi ilerletmez, geriletir. Dünyadaki tecrübeler de hep ürün çeşitliliğini arttırmanın çok önemli olduğunu, bunu rekabetçi bir şekilde belli sürelerde yapılırsa genişlettiğini, geliştirdiğini gösteriyor. Dolayısıyla ben yerli milli üretimi bu perspektifte görmek istiyorum. Yani yerli ve milli üretmek için dünyaya açılmamız lazım. Dünyaya açılmadan kendi kendimize yaptığımız yerli milli üretim bizi geriye götürür. Buna bir örnek vermek istiyorum;

Dünyada gelişmişlik endeksinde son sıralarda olan Bangladeş’in tekstildeki ilerlemesini inceleyen ekonomistler, bu ilerlemenin 126 kişilik bir çalışan heyetinin Kore’de gördüğü altı aylık bir eğitimle sağlandığını düşünüyorlar. Bangladeş’te daha önce tekstil sanayi hemen hemen hiç yokken Kore’ye gidip 6 ay eğitim gören 126 kişi bu ülkedeki tekstil üretiminin seyrini olumlu yönde değiştirmiş. Yani kendi kendinize bir şeyi geliştirmek mümkün değil. Bilgi bir yerden bir yere akan bir şey. Dolayısıyla bilgiden oluşan ekonomik zenginlik de dışarıya açılmakla mümkün. Bizim anladığımız anlamda her şeyi Türkiye’de üretme fikri dünyadaki rekabetçilik anlayışının çok uzağında bir şey. Dolayısıyla ben yerli ve milli üretim için fon önerisi derken endüstrimizi dünya ile entegre edebilecek bir fon önerisinde bulunmuştum. Hâlâ da bu önerimi yineliyorum. İyi üreticilerimiz, gelişkin üreticilerimiz, dünya pazarlarında yer bulabilmek için yabancı şirketler alabilmeliler, bunun önü açılmalı. Özellikle Batı ülkelerinde bu pazarlarda daha etkin olabilmek için bu bölgelerden satın almalar yapmaya ihtiyacımız var. Büyük şirketlerimizin o pazarlara açılabilmesi, yurt dışında belli bir pazar gücü olan şirketleri satın alabilmesi için devlet destek olmalı. Bu sadece bizde değil pek çok alanda geçerli olabilecek bir şey. Türkiye’deki şirketler de ürün çeşitliliği sağlayabilmek için direkt devlet fonları değil ama devletin desteklediği ve özel sektör mantığında çalışan rekabeti, büyümeyi özel sektör mantığıyla destekleyen fonlar üzerinden desteklenmeli. Yoksa devletlerin hantal yapılarıyla verdikleri desteklerin ticarete çok düşük oranlarda dönüştüğünü hemen hemen her uygulamada dünyada görüyoruz. Devletin önce özel sektördeki fonları desteklemesi, bu fonların da tıbbi cihaz alanındaki başarılı yatırımlara ortak olması, onları büyütmeye çalışması modelini savunanlardanım.

Firmalar Ar-Ge’ye yeterli oranda pay ayırabiliyorlar mı? Tıbbi cihazda Ar-Ge çalışmaları ülkemizde ne düzeyde?

Tıbbi cihaz sektörü, maalesef başta da bahsettiğim gibi “ülkedeki satın alma prosedüründen kendilerini kurtaramadıkları sürece” ne Ar-Ge’ye ne de başka bir faaliyete kaynak ayırabilecek gibi değiller. Ülke pazarının bazı alanlarda ölçek yetersizliği, yeterince büyük olmayışı, pek çok alanda satın alma ve geri ödeme vadelerinin belirsizliği gibi nedenlerle hemen hemen hiçbir konuya finans ayıramaz durumdalar. Dolayısıyla özellikle yurtiçi pazara çalışan üreticilerimiz bu sıkıntıları çok yoğun şekilde yaşıyorlar. Sadece Ar-Ge’ye değil, hemen hemen hiçbir ticari veya gelişim faaliyetine kaynak ayırabildiklerini düşünmüyorum. İhracatta biraz daha ilerlemiş olan firmalarımız bu alanlara daha çok yönelebiliyorlar. Dolayısıyla her şirketin Ar-Ge’ye pay ayırabilmesi için büyük ölçekte satış yapması ve büyük ölçekte finansal getiri elde edebilmesi lazım. Ama Türkiye’de bu tercihten ziyade zaruriyet. İhracatta iyi işler yapamayan firmalarımız maalesef Ar-Ge’ye ayıracak kaynakları da bulamıyor. Ar-Ge için Devlet destekleri elbette ki var ama bunlar da “ticari akıldan yoksun oldukları için” bu desteği veren mekanizma ticari aklı sindiremediği için neredeyse herkese verilir durumda. Sağlık çok yüksek Ar-Ge harcamaları yapılan bir alan, uzun yıllardır söylediğim gibi her önünüze geleni desteklerseniz önemli ve büyük yatırım yapanları destekleyemeyecek hale gelirsiniz. Sağlık alanında ön plana çıkmış firmalar büyük oranda desteklenmeli. Yoksa elinizdeki 100 liralık kaynağı 100 firmaya dağıtırsanız herkese 1 liralık destek verirsiniz. Bu da kimsenin ürünü ticarileştirememesi ile neticelenir. Çünkü burada asıl konu bir alanla ilgili Ar-Ge çalışması yapmak değil orada yapılan Ar-Ge’yi ticarileştirmek, dünyaya rekabetçi, başarılı bir ürün sunmak. Bizim yatırımlarımız bunun için gerekli yoksa her üniversitede her konuyla ilgili yapılan çalışmalar var. Ben gazetelerdeki haberleri hayretle izliyorum “Şu üniversitede bu geliştirildi, bu üniversite şu geliştirildi” bunun bir anlamı yok. Yani herkes laboratuvarında oturup çok düşük kaynaklarla belli sentezleri, belli ürün geliştirmelerini yapabilir. Dünyadaki her üniversite bunu yapabilir düzeyde. Önemli olan bunlardan ticari ürün çıkarılabilmesi. Bu çok zor, çok masraflı, çok meşakkatli bir yol. Türkiye’de bunu yapacak bir destek mekanizması asla yok. Üstüne basarak söylüyorum asla yok. Son dönemlerde kısmen anlaşılsa da hâlâ desteğin çok yetersiz olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla firmalar öz kaynaklarıyla hayatta kalma faaliyetlerine yoğunlaşmak durumunda kalıyorlar. Çünkü dünyada da ticaret artık çok rekabetçi. Fiyat baskıları çok artıyor. Pandemi ile beraber dünya ekonomileri küçülme eğiliminde ve önümüzdeki dönemde de Ar-Ge faaliyetlerinin ticari realiteye uygun şekilde desteklenmesi önemli olacak. Yani özetle her firmaya destek değil, ülkenin rekabetçi, yıldızlaşabilecek firmalarına destek verilmesi lazım.

Yerli firmalarımızın sürdürülebilir rekabet gücü var mı? Yeterli Know How’a sahip miyiz?

Know How ülkemizde çok da iyi anlaşılmış bir şey değil. İnsanlarımız bunu hâlâ teknik temelli bir şey olarak görüyorlar. Şunu net olarak anlamamız lazım dünyada gerekli bütçeyi ayırıp gerekli insan kaynağını topladığınızda aşılamayacak teknik problem yok. Yani üretilemeyecek ürün yok bir kere bunu bilmek lazım. Her ürün üretilebilir yeter ki siz o konudaki finansal kaynağı ve insan kaynağını toparlayıp gerekli yönetim becerisiyle bir araya getirin her ürün üretilir. Önemli olan dünyada bu ürünü rekabetçi olarak satmak, ticarileştirmek, üretimin devamlılığını sağlayabilmek. Dünyada yapılması zor olan şey bu. Yoksa Türkiye’de üretemeyeceğimiz Know How’ımızın olmadığı bir şey yok. Dünyada bu Know How ve mühendislik bilgisi pek çok firmada var. Her türlü üretim gerek yerli kaynaklarla gerek teknoloji transferiyle yapılabilir durumda. Ülkenin bu alanda bir eksiği yok burada eksik olan şey bu teknolojik üretimin gelişebileceği ekosistemi kurma becerisi. Türkiye bunun çok uzağında maalesef. Türkiye, toplu satın al, en ucuz fiyatı verenlerden hepsini satın al -ki DMO modeli de buna dayanıyor- bu mantıkla gitgide daha ucuz, daha teknoloji yönünden fakir ürünler çöplüğüne dönecek. Bunu net olarak görüyoruz. Yani sizin satın alma sisteminiz yenilikçi ürünü desteklemiyorsa siz ne yaparsanız yapın bu Know How ülkenizde körelip ölecektir. Sizin bunu destekleyecek bir sisteminiz olması lazım. Yoksa Türk mühendislerin ne bildiğinin bir önemi yok. Türk mühendisleri, Türk doktorları her şeyi üretebilecek kapasitede. Bu satın alma mantığı neyi desteklerse onu üretiyorlar sadece. Dolayısıyla ülkedeki problem Know How problemi değil sizin bunu kendi satın alma politikalarınızla nasıl desteklediğiniz? Eğer tıbbi cihazda bir serbest piyasa olsaydı o zaman insanlar serbest piyasada bunu elde edebileceklerdi. Ama devlet tekelinde bir satın alma olduğu için devlet neye izin verirse Türkiye’de o Know How ticarileşecek veya o ticari faydaya dönüşecek. Diğerleri de bunları yapabilmek için maalesef ya ülke dışına gidecekler ya da körelecek yok olacaklar.

Son dönemde tıbbi cihaz alanına yatırım yapanlar var mı? Sağlıkta yerlileşme oranları nasıl artar?

Uzun zamandır konuştuğumuz konulardan bir tanesi bu. Elbette ki her alanda yatırım var. Ülkemizde de pek çok olumsuzluğa rağmen yatırım yapan firmalarımız ve yabancı firmalar elbette ki var. Türkiye üretim yeteneği yüksek bir ülke, rekabetçi de. Pek çok alanda zaten gelişen ihracatımız da her türlü zorluğa rağmen bunu gösteriyor. Elbette ki Türkiye’nin üretim gücünü lojistik olarak kıymetli konumunu fırsat gören, burada bir rekabet avantajı gören pek çok firma ülkede yatırım yapmaya devam ediyor. Sağlıkta pandemi döneminde hızla büyüyen pek çok firmamız da var. Bunlar tabii yatırım yapmaya devam ediyorlar. Çoğunluğu ihracat ağırlıklı firmalarımız. Çok da karamsar bir tablo çizmemek lazım, üretim ülkede kötü gitmiyor. Özellikle bizim gibi ihracata yönelmiş firmalarımızın yatırımları da hızla devam ediyor. Bu alanda büyük sıkıntılar yok. Çünkü dünyada tıbbi cihaz kıymetli bir alan ve bu kıymetin karşılığını veren pek çok ülke var. Firmalarımız ihracatta bunu yakalarsa üretimde de gerekli yatırımları yapmaktan imtina etmiyor, çekinmiyorlar. Ama aynı şeyi yerlileşme oranı için söylemek çok zor. Çünkü yerlileşme bizim iç politikalarımızla alakalı bir şey. Özellikle kamuda şöyle bir beklenti var, siz her şeyi Türkiye’de üretin, bize çok ucuz fiyata verin. Bunu yurt dışına çok pahalı şekilde satın buradan kendinizi finanse edin, bizi de finanse edin. Böyle bir sistem dünyanın hiçbir yerinde yok, Türkiye’de de olmayacak. Eğer serbest piyasa ekonomisi varsa insanlar emeklerini en çok en çok değer gördüğü yerde değerlendirmek isterler. Bu işin doğal sonucu. Dolayısıyla dünyada da zaten bu tip üretimler yerlileşme oranı yüksek şekilde yapılmıyor. Dünyada sadece iki ülke ihtiyacının yüzde 50’den fazlasını yerli üretimle karşılayabiliyor. Bunlardan bir tanesi Amerika Birleşik Devletleri, bir tanesi Japonya. Onun dışında Almanya gibi bir ülke bile ülke içinde kullandığı malzemenin yüzde 70’ini ithal ediyor ve burada ithalattan doğan açığı da yüksek ihracatıyla kapatmaya çalışıyor. Cari açık vermemeye çalışıyor. Dolayısıyla yerlileşmeden çok cari fazla veren bir sektör olmaya çalışmamız lazım. Yerlileşme fikrini baştan beri yanlış buluyorum. Her şeyi yerli üretmenin bize bir faydası yok. Tam tersi buradaki doğru sözcük cari fazla veren bir sektör olmaya çalışmak olmalı. Yoksa bütün her türlü ürünü Türkiye’de üretelim ama dünyada rekabetçi olmaktan uzak olalım. Bu sürdürülebilir olmaktan uzak, çok ütopik bir düşünce. Bunu gerçekleştirebilen dünyada bir ülke dahi yok. Türkiye’nin yerlilik oranı İngiltere ile eş yani kendimizi de bu konuda çok aşağılarda görmeyelim. Türk tıbbi cihaz endüstrisi güçlü bir endüstri. Burada konu ihracatı geliştirme olmalı, cari fazla olmalı. Yerlileşme oranının çok yüksek olması hükümetin politikaları için politik söylemde olabilir ama ticari anlamda doğru ifade, yerlileşmeden çok bence cari fazla veren sektör olmaya çalışmak olmalı. Bu oran nasıl artar, cari fazlasını nasıl sağlarız biraz ondan bahsedeyim; Rekabetçi olduğumuz alanlardan başlayarak üretim yeteneklerimizi arttırmamız lazım. Yani önce rekabetçi olan firmayı yakalayacağız, onun yeni ürünler üretebilmesi için destek olacağız. Ancak böylelikle yani bir şeyi doğru üreten firmamıza sen şunu da üret, bu yeteneği de kazan, şunu da yaparsan senden alırız diyeceğiz. Böyle bir şey yaparsak firmalarımızın uluslararası yetenekleri gelişir.

Sizce tıbbi cihaz satın alma yönteminde değişiklik şart mı? Mevcut yöntem sürdürülebilir mi? Devlet Malzeme Ofisi (DMO) her şeyi satabilir mi?

Tıbbi cihaz satın alma yönteminde değişiklik şart mı? Şart! Birincisi bu sistem hiç iyi değil, kesinlikle revizyona ihtiyacı var ama bundan daha önemlisi dünya değişiyor. Değişen dünyada her şey dijitalleşip, sayısallaşırken bizim geleneksel, anne baba usulü ile bu işi yapmamız imkânsız. Dolayısıyla muhakkak sağlık satın almasında da diğer pek çok satın almada olduğu gibi dijitalleşme kaçınılmaz olacak. Bugün hiçbirimiz 5 sene önceki yöntemlerle evimize malzeme almıyoruz. Özellikle pandemi döneminde bu çok hızlandı. Evimizin ihtiyaçlarını bile İnternetteki sanal marketlerden satın almaya başladık. Gıda, giyim dahil her türlü ihtiyacımızı, bu tip sanal marketlerden, elektronik ticaret platformlarından elde ediyoruz. Çocukların oyuncaklarından tutun da dekorasyon ürünlerine kadar her şeyi dijital ortamlardan alırken sağlık satın almasının bunun dışında kalacağını düşünmek bence çok naif bir düşünce olur. Muhakkak ki dijitalleşme olacak, olmalı. Fakat DMO’ya ihtiyaç var mı? Bu bizim tercihimiz değil, devletin tercihi. Devlet her şeyi DMO üzerinden satın almak istiyor. Bu sektörün talebi ile olmuş bir şey değil dolayısıyla bu tercihin doğru olup olmadığını bu tercihi yapanlara sormak lazım. Devlet kendi iç mekanizmalarından dolayı satın almalardaki sıkıntıları ve eksiklikleri görmüş olacak ki böyle bir sistem değişikliğine ihtiyaç duydu. Ama satın almada dijitalleşme şart. Hatta bence buna devletin satın almaya gittiği her şeyi toplu ihalelerle satın almaktan kurtulmak için de yapmamız gerekiyor? Bütün dünya artık just in time gibi veya sorunları mikro çözmek gibi makro tepeden inme top down değil de tam tersi alttan gelen bottom up yaklaşımlarla çözmeye çalışıyor. Dolayısıyla bence mikro satın almalarla bu işin düzgün bir şekilde yürümesi gerekirken ve dijitalleşme bunu sağlayabilecek güçte iken tam tersi DMO gibi büyük, hantal yapılarla her şeyi çözmeye çalışıyoruz. Devlet Malzeme Ofisi’ne de bence taşıyabileceğinin üzerinde bir yük yüklüyor olabiliriz. Onlar da bu görevi alıyorlar ve ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorlar ama bunu yapabilecek kapasitede mi zaman gösterecek. DMO her şeyi satabilir mi? Dünyada her şeyi satan organizasyonlar var. Amazon her şeyi satıyor. Gayet de başarılı şekilde satıyor. Dünyada bu tip çok büyük pazar yeri yapıları var. Bunların olabileceğini tartışmayalım ama bunlar hangi mantıkla çalışıyor? Biz DMO’yu veya bu alandaki satın alma, satma kuruluşunu bu şekilde mi kurguladık? Hiç öyle olduğunu zannetmiyorum. Yani önce bu yapılar bu işleri nasıl yapıyorlar? Onları iyice inceleyip ondan sonra buna karar vermek lazım. Yoksa ben gayretlerini, bu alandaki dönüşüm çabalarını kıymetli buluyorum. Bu çabalar önemli ama bir tarafı pazar gerçeklerine uygun olsun, bir tarafı benim canımın istediği şekilde olsun derseniz maalesef burada yapılan tüm emekler boşa gidiyor. Bence bu anahtar cümlelerden bir tanesi. Yani bu işler entegre bir şekilde A’dan Z’ye Pazar realitesine uygun yapılırsa ben başarılı olacağını düşünüyorum. Ama ülkemizde geçmiş deneyimlerimiz bunun olmasının çok zor olduğunu söylüyor bize.

Stratejik bir sektör deniyor ama sektöre gerekli önem verilmiyor sanırım…

Sektörün ülke için çok büyük önem taşıdığı bence görülüyor. Hükümetimizin, devletimizin en üst kademelerinden de bu olumlu yaklaşımı hissediyoruz, görüyoruz. Ama bu sahaya yansıyor mu? Kesinlikle yansımıyor. Geçen yıl yaşadıklarımız bile bunun en önemli göstergelerinden bir tanesi. Pandemi döneminde, bütün dünyanın tıbbi cihaz sektörünü geleceğin önemli sektörü olarak gördüğü bir zamanda bile ülkemizde 3 yıl önce yapılmış satın almalar için iskonto istenmesi, söylenenle yapılanın birbirine hiç de uyumlu olmadığının en önemli ispatlarından biri diye düşünüyorum. Elbette çok önemli bir alan, bahsettiğim gibi dünyada teknolojinin katma değeri en yüksek şekilde ekonomiye kazandırıldığı alan. Cari açığın kapatılmasındaki birinci silahımız hatta en önemli silahımız. Ekonomi yönetimleri de bence bunu görüyor ama maalesef bu para harcanırken, ülkede sağlık hizmeti verilirken her şey benim elimden çıksın mantığını aşamıyoruz. Bence bu stratejik düşüncenin tabana yansıması ancak devletin piyasa gerçeklerine uygun bir sistem kurması ile mümkün. Yani her türlü satın almayı ben yapayım, bunları tek elden yapayım, en ucuz fiyatlara yapayım, canım isterse satın alayım ama bu sektör gelişsin mantığı asla çalışmayacak. Çalışması imkânsız olan bir mantık. Buradan ben devlet adına yaptığım sağlık satın almalarını, sağlık harcamalarını özel sektör aracılığıyla yapayım, daha özel sektör mantığına uygun bir şekilde daha rekabetçi, daha fayda odaklı bir şekilde bu satın almalar yapılsın. Ben buradan sektörü de geliştireyim, sektörün yapacağı güçlü bir ihracatla katma değer bulayım şeklinde bir yaklaşım daha doğru olur. Yani devletin devasa hastaneler kurup herkesi sosyal devlet adı altında bir genel sağlık sigortası altına toplayıp bütün parayı devlet elinde yönetmesi maalesef tıbbi cihaz sektörünün gelişimi için çok da faydalı bir model değil. Geçmişte bunu gördük. Devlet ya özel yapılar kurup bu satın alma gücünü devlet adına sektörü geliştirecek şekilde kullanmalı diye düşünüyorum ya da bu satın almaları özelleştirip biraz daha tamamlayıcı sigorta gibi özel kuruluşlarda sağlık hizmetinin arttırılması gibi şeylerle ve sağlık turizmiyle destekleyip bize bir pazar yaratmalı. Yoksa bu stratejik söylem ticari olarak o büyüklüğü ifade etmeyecek. Stratejik olarak bizim çok önemli bir sektör olduğumuz düşünülüyor ama finansal uygulamalar bunu desteklemiyor.

Son olarak Savunma Sanayi Başkanlığı gibi, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde Tıbbi Cihaz Başkanlığı’nın kurulması sektöre ne gibi katkılar sağlar?

Önceki soruya cevabımda da bahsetmeye çalıştığım gibi bir şeyi ya devletleştirecek ya özelleştireceksiniz. Bizim ülkemizde karma modeller, hibrit modeller çok kolay çalışmıyor maalesef. Keşke bunlar yapılabilse çünkü bütün dünyada her ülke tıbbi cihazı tamamen özel sektörün eline bırakmak istemiyor. Mesela Amerika Birleşik Devletleri bu konuda çok önder bir ülke. Orada çok özelleşmiş bir sağlık sunumu var. Bunun da sakıncalarını gördük. Yani her şey özelleştirilsin de demiyorum. Ama her şeyin devletleştiği bir sistem de çok doğru değil. Bizim bu hibrit- melez sistemleri çalıştırmakla ilgili sorunlarımız olduğu da bildiğimiz bir gerçek. Ülkemizde de Uzakdoğu’ya karşı rekabet gücü katma değeri düşük malzemelerde az. Yani ülkemizde maske üretip de önlük üretip de Çin’le rekabet etme şansımız hemen hemen hiç yok. Ama devlet diyor ki ben bunu umursamam. Bana en ucuz verenden satın alma yaparım. Türkiye’deki fabrikalar teker teker kapanıyor. Ondan sonra diyor ki bir maske bile üretemiyorsunuz. Bu şekilde üretmemiz mümkün değil. Eğer devlet bu alanı stratejik görüyorsa “stratejik sadece önemli demek değil fiyattan bağımsız da demek” yani ülkede bir ürün stratejikse ülkedeki üretim kaç para olursa olsun satın almak zorundasınız yoksa stratejik olmuyor. Devletin bu belirlemeleri, iyi yapması lazım. Yarın bir pandemide tekrar maske bulabilmek istiyorsak veya stratejik başka ürünleri bulmak istiyorsak ki şu an enjektörde öyle bir sıkıntı gündeme gelebilir. Eğer sağlık malzemeleri stratejik ise Türkiye’de fiyatı ne olursa olsun ülkeden satın alma yapan bir kurum kurulması lazım. Eğer bunu Sağlık Bakanı’nın inisiyatifine terk edersek şu anda olduğu gibi Sağlık Bakanlığı benim asıl görevim 80 milyona sağlık hizmeti vermek diyor ve en ucuzunu alma yolunu tercih ederim diyor. Hâlâ öyle yapıyor ve öyle yapacak. Ama siz gerçekten stratejik önemi anlayan bir kurum kurar satın almaları bu kuruma yaptırırsanız ülkemizde gerçekten ihtiyaç duyulduğunda size mal tedarik edebilecek, üretebilecek güçlü bir endüstri görürsünüz. Bizim böyle bir kurum kurulmasını istememizin sebebi bu. Yani ülkede neyin stratejik olduğuna karar verip, fiyattan bağımsız olarak rekabetçi olamasa bile yeterince ülkeden satın alma yapan endüstriyi geliştirmeye odaklı, “iyi satın almaya odaklı demiyorum bakın en ucuz satın alma odaklı demiyorum” bir kuruma ihtiyacımız var. Yoksa ilaç sanayimiz de tıbbi teknolojiler de ülkemizde hak ettiği yeri hiçbir zaman bulamayacak gibi geliyor. Savunmada bu yöntem başarıyla çalışmıştı. Tabii ki bizim sektörün savunmadan farklılıkları var ama gene de ülkemize uygun bir modelle kodlanır, kurulursa ben endüstrinin ileriye gideceğini düşünüyorum. Bu realiteyi kavrayan bir kurum ülkedeki tıbbi cihaz üretimini bambaşka bir noktaya taşıyabilir diye düşündüğüm için bunu savunuyorum.

 

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It