Türkiye sağlık sektöründe önemli bir dönemecin arifesinde zira yıllardır sağlık hizmetlerinde kapasite, hizmete erişim ve altyapı yatırımları konuşulurken bugün artık şehir hastaneleri, sağlık turizmi, dijital sağlık ve güçlü sağlık hizmeti sunumu Türkiye’nin önemli başarı alanları hâline geldi. Ancak sizce de artık başka bir soruyu sormanın zamanı gelmedi mi.? Türkiye sağlıkta sadece tüketen ve hizmet sunan bir ülke mi olacak, yoksa üreten, geliştiren ve dünyaya ihraç eden bir ülke mi? Bu anlamda Sayın Bakanımızın “Üreten Sağlık” yaklaşımının tam da bu sorunun cevabı olması gerektiğini düşünüyorum.
Değerli okurlarım,
Bu fiili gerçeklikten hareketle, Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ve Sanayi ve Teknoloji Bakanımız Fatih Kacır’ın üretim ve ihracat odaklı vizyoner yaklaşımı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nu bir ihracat dairesi ihdas etme fikrine kadar getirdi. Geçtiğimiz günlerde Kurum Başkanımız Sayın Hüseyin Çelik’e yaptığımız çalışma ziyaretinde bu vizyonunu açıkça ortaya koydu. Bu anlamda Türkiye’de tıbbi malzeme, tıbbi cihaz, medikal teknoloji ve sağlık ürünleri alanında faaliyet gösteren üreticilerimizin de yukarıda belirttiğim Üreten Sağlık yaklaşımına ivedilikle hizalanması gerektiğini düşündüğüm sırada üreticilerimizin de bir platform etrafında buluşması haberini aldım. Bu bence çok önemli bir başlangıç ancak başarı, sadece bir platform kurmakla değil; bu platformu ortak akıl, ortak hedef ve ortak ihracat stratejisi üreten bir yapıya dönüştürmekle mümkün olacaktır. İhtiyacımız olan şey, Türkiye’nin sağlık teknolojileri üretim ve ihracat vizyonunu ortaya koyan bir “Sağlık Teknolojileri Milli Stratejisi”dir.
Hedef sadece ihracatı artırmak değil katma değer yaratmak olmalı
Tıbbi cihaz ve medikal ürünler açısından baktığımızda mesele sadece ihracat rakamını artırmak değil tabi ki. Asıl mesele; yüksek katma değerli ürünlerin Türkiye’de geliştirilmesi, kritik ürünlerde dışa bağımlılığın azaltılması, yerli firmaların küresel tedarik zincirlerine entegre edilmesi ve Türk medikal markalarının dünya pazarlarında kalıcı hâle getirilmesidir. Bu nedenle “Üreten Sağlık” vizyonunun aşağıda sıraladığım üç temel hedef üzerine oturması gerektiğine inanıyorum:
İlk aşama: Üret, Geliştir ve Dünyaya Açıl
Üretim kapasitemizi artırırken aynı zamanda Ar-Ge ve inovasyon yetkinliğimizi geliştirmeli, ardından bu ürünleri yalnızca Türkiye pazarında değil, başta yakın coğrafyalar olmak üzere dünya pazarlarında konumlandırmalıyız. Burada özellikle önemli bir fırsat görüyorum. Türkiye; Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya, Orta Doğu ve Afrika arasında çok güçlü bir jeostratejik konuma sahip. Sağlık teknolojileri açısından bu coğrafyanın üretim, lojistik, satış ve servis merkezi olma potansiyeli de bulunuyor.
Bir sonraki aşama: Ortak ihracat aklı
Bugün birçok Türk medikal üreticisi kendi imkânlarıyla ihracat yapıyor. Ancak firmaların önemli bir bölümü pazara tek başına giriyor, tek başına distribütör arıyor, tek başına fuarlara katılıyor ve tek başına finansman yaratmaya çalışıyor. Oysa küresel pazarda artık sadece iyi ürün üretmek yeterli değil. Pazar bilgisi, regülasyon, klinik kanıt, finansman, satış sonrası servis, distribütör yönetimi ve marka gücü de ürün kadar önemli.
Bu nedenle Üreten Sağlık çatısı altında bir “Ortak İhracat Platformu” kurulabilir. Bu platform; hedef ülke ve pazar analizleri, ülke bazlı regülasyon rehberleri, ortak distribütör ve bayi havuzu, uluslararası ihale takibi, ortak fuar ve tanıtım organizasyonları, Türk medikal ürünleri için ortak marka iletişimi, ihracat finansmanı, satış sonrası servis ağları, biyomedikal hizmetler, uluslararası hastane ve sağlık yatırımlarıyla eşleştirme gibi alanlarda üreticilere doğrudan hizmet vermelidir. Böylece “100 firma, 100 ayrı ihracat stratejisi” yerine Türkiye’nin ortak bir medikal ihracat aklı oluşturulabilir.
Üçüncü aşama; şehir hastanelerinden dünya hastanelerine
Türkiye’nin önemli avantajlarından biri de sağlık altyapısı projelerinde kazandığı deneyimdir. Şehir hastaneleri modeli Türkiye’ye yalnızca hastane inşa etme değil; büyük ölçekli sağlık kampüslerinin planlanması, işletilmesi ve tedarik zincirlerinin yönetilmesi konusunda ciddi bir know-how kazandırdı. Şimdi bu deneyimi ihracata taşımanın zamanı geldi ki özellikle Türk müteahhitlik şirketleri bugün başta Türki Cumhuriyetler olmak üzere dünyanın birçok coğrafyasında hastane ve sağlık altyapısı projeleri üstleniyor. Burada da çok önemli bir fırsat penceresi görüyorum:
Türk müteahhit + Türk medikal üretici + Türk mühendislik şirketi + Türk sağlık teknolojisi = Entegre Türk Sağlık Teknolojileri İhracatı denkleminde hastane projesinin tasarımından medikal cihaz tedarikine, ameliyathane altyapısından laboratuvar sistemlerine, dijital sağlık çözümlerinden teknik servis hizmetlerine kadar bütünleşik bir ihracat modeli oluşturulabilir. Kaldı ki bu yaklaşım Türkiye’nin sağlık teknolojileri ihracatında çarpan etkisi yaratabilir.
Üreten Sağlık bir “platform” değil, bir ekosistem olmalı
Benim önerim, Üreten Sağlık’ın organizasyon modelinin dört ana sütun üzerine kurulmasıdır:
1.Üretim
Yerli üretim kapasitesi, ölçek ekonomisi, ortak tedarik ve yerlileştirme.
2.Teknoloji
Ar-Ge, üniversite-sanayi iş birliği, yapay zekâ, dijital sağlık, biyoteknoloji ve ileri medikal teknolojiler.
3.Finansman
Yatırım, ihracat kredileri, Eximbank, yatırım fonları ve uluslararası finans kaynaklarına erişim.
4.Küreselleşme
Hedef pazarlar, uluslararası sertifikasyon, distribütör ağları, global satış ve Türk medikal markalarının oluşturulması.
Bu dört alan asla ve asla birbirinden bağımsız düşünülmemeli. Çünkü güçlü üretim olmadan ihracat, teknoloji olmadan katma değer, finansman olmadan ölçek ve küreselleşme olmadan sürdürülebilir büyüme mümkün değildir. Bu hedefe ulaşırken sormamız gereken sorular mutlaka cevap bulmalıyız.;
Hangi ürünleri Türkiye bugün ithal ediyor? Hangilerini Türkiye’de üretebiliriz? Hangilerinde teknoloji açığımız var? Hangilerinde üniversite-sanayi iş birliği gerekiyor? Hangilerinde kamu alım politikaları üretimi destekleyebilir?
Bu soruların cevapları verildiğinde, cari açığın azaltılması söylemi somut bir sanayi politikasına dönüşür.
Yeni hedef: “Made in Türkiye – Health Technologies”
Diğer kritik ihtiyaç, Türk medikal sektörünün küresel marka algısını değiştirmektir. Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde algısı yalnızca “uygun fiyatlı üretici” olmamalıdır. Hedefimiz; kaliteli, güvenilir, yenilikçi, rekabetçi ve sürdürülebilir Türk sağlık teknolojileri algısını dünyada oluşturmak olmalıdır. Bunun için sektörün ortak bir uluslararası marka stratejisine ihtiyacı var. Çünkü artık ülkeler sadece ürün ihraç etmiyor; ekosistem ihraç ediyor. Türkiye de sağlık alanındaki üretim gücünü, mühendislik kabiliyetini, sağlık hizmeti deneyimini ve girişimcilik kapasitesi birlikte ihraç edilebilir.
Son söz
“Üreten Sağlık”ı ben yalnızca medikal üreticilerin oluşturduğu yeni bir yapı olarak görmüyorum. Doğru kurgulanırsa bu yapı, Türkiye’nin sağlık teknolojilerinde yeni sanayi ve ihracat hamlesinin öncüsü olabilir. Bunun için ihtiyaç duyulan şey daha fazla toplantı değil; daha fazla strateji, daha fazla koordinasyon ve daha fazla sonuçtur. Üreten Sağlık’ın önünde tarihi bir fırsat var. Türkiye’nin sağlıkta kazandığı hizmet sunumu gücünü, üretim ve teknoloji gücüyle birleştirerek dünyaya taşıyabiliriz. Artık hedefimiz yalnızca; “Türkiye’de üretiyoruz.” olmamalı. Hedefimiz; “Türkiye’de geliştiriyoruz, Türkiye’de üretiyoruz ve dünyanın her yerinde kullanıyoruz.” olmalıdır. Çünkü sağlık sektöründe geleceğin ülkeleri sadece hastane yapanlar değil; sağlığın teknolojisini, ürününü ve bilgisini üreten ülkelerdir. Ve Türkiye, bu ülkelerden biri olabilir. Yeter ki üreticilerimizi tek tek değil, bir ekosistem olarak düşünelim.
Kalın sağlıcakla,





