Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Külliyesi, 10-11 Nisan 2026 tarihlerinde çok kritik bir buluşmaya ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. SADEFE Başkanı ve SBÜ Rektör Danışmanı Op. Dr. Orhan Koç ile gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide, Türkiye’nin demografik dönüşümünü ve bu sürecin aile sağlığı üzerindeki etkilerini ele alan “Aile ve Sağlık Çalıştayı”nın perde arkasını konuştuk.
Sayın Koç, bu çalıştayı düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı? Temel motivasyonunuz neydi?
Op. Dr. Orhan Koç: Türkiye hızla yaşlanan bir toplum. Avrupa’nın 100 yılda geçtiği yaşlanma evrelerini biz 20-30 yıl gibi çok kısa bir sürede katediyoruz. 2023 yılı bizim için bir kırılma noktası oldu; nüfus artış hızımız düştü ve canlı doğum sayıları 1 milyonun altına geriledi. Bu durum, önümüzdeki 25 yıl içinde sağlık sistemimizin, insan kaynağımızın ve sosyal destek mekanizmalarımızın tamamen değişmesi gerektiğini gösteriyor. Bu çalıştayla, “sağlık bakış açısıyla aileye bakmak” ve geleceğin bakım yükü ile sağlık ihtiyaçlarını bugünden planlamak istedik. Biz sağlığı bireyin tek başına taşıdığı biyolojik bir durum değil; aile içindeki roller, dayanışma ve sosyal çevreyle şekillenen “bütüncül bir iyilik hâli” olarak görüyoruz. Aileyi sadece sorunların taşıyıcısı değil, iyileştirici bir kapasite olarak güçlendirmek stratejik bir zorunluluktur. 2023 yılında nüfus artış hızımızın düşmesi ve doğum sayılarının 900 binlere gerilemesiyle bir kırılma noktasına geldik. 2026-2035 “Aile ve Nüfus On Yılı” vizyonu doğrultusunda, geleceğin bakım yükünü bugünden planlamak için bu profesyonel platformu kurduk.
Çalıştayın kapsamından ve katılımcı profilinden bahseder misiniz? Kimler bu masaların etrafında toplanacak?
Op. Dr. Orhan Koç: Çalıştayımız; Sağlık Bilimleri Üniversitesi ev sahipliğinde; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Cihannüma Derneği, Sağlık ve Medeniyet Derneği ile Kırşehir Ahi Evran ve Çankırı Karatekin Üniversiteleri gibi güçlü paydaşların desteğiyle gerçekleştiriliyor. Yaklaşık 100 akademisyen, bürokrat ve STK temsilcisini bir araya getirdik. Multidisipliner bir yapı kurarak masaların etrafında sadece hekimleri değil; sosyologları, psikologları, sosyal hizmet uzmanlarını ve hukukçuları topladık.
Programımızın ilk gününde, kavramsal çerçeveyi belirlemek adına ‘Kırılgan Grupların Ailelerinde Bakım Yükü ve Sosyal Destek’ başlıklı kritik bir panel gerçekleştireceğiz. Bu önemli oturumda, sahanın en üst düzey karar vericilerini ve bilim insanlarını aynı masa etrafında buluşturuyoruz.
Panelimiz, Çalıştay Bilim Kurulu Başkanımız Doç. Dr. Muhammet Ali Oruç ile Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mevlüt Karataş’ın moderatörlüğünde yürütülecektir. Panelistlerimiz arasında ise;Halk Sağlığı ve Kronik Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Enes Gökler, Kamu Hastaneleri Genel Müdürü Doç. Dr. Muhammet Emin Demirkol, Aile Enstitüsü Genel Müdürü Ayşenur Çoban,Sakatlar Konfederasyonu Genel Başkanı Yusuf Çelebi yer alarak bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşacaklar.
Bu kıymetli isimlerle kronik hastalıklardan engelli haklarına, aile enstitüsü çalışmalarından kamu hastaneleri yönetimine kadar geniş bir perspektifte bakım yükünü tartışacağız. İkinci gün ise bu teorik altyapıyı uygulamaya dökmek için 6 farklı tematik masada derinlemesine müzakereler yürüterek somut çözüm önerileri üreteceğiz.
Çalıştayda 6 farklı masa kurulduğunu biliyoruz. Bu masaların odaklandığı alt başlıklar ve hedeflenen somut çıktılar nelerdir?
Op. Dr. Orhan Koç: Çalıştayımızda aileyi zorlayan risk faktörlerini birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, birbirini besleyen ortak bir ağ olarak ele alıyoruz. Her masamız, mevcut durumu netleştirmek, etkileri görünür kılmak ve rasyonel bir gelecek projeksiyonu ile uygulanabilir çözüm önerileri üretmek üzere şu alt başlıklarla çalışmaktadır:
1. Masa: Bağımlılık, Riskli Davranışlar ve Aile Sağlığı: Bu masada bağımlılığın sadece bireyi değil, eş, çocuk ve ebeveynler üzerinde oluşturduğu psikososyal ve ekonomik “görünmez sorumlulukları” inceliyoruz. Tartışma başlıklarımız arasında; aile içi rollerdeki kırılmalar, şiddet ve ihmal maruziyeti, birinci basamakta erken tanı ve “susma kültürünü” kıracak yerel aktörlerin belirlenmesi yer alıyor. Temel çıktımız; bağımlı ailesine yönelik birinci basamak temelli bir destek modeli oluşturmaktır.
2. Masa: Yaşlılık, Kronik Hastalıklar ve Bakım Yükü: Yaşlılıkta polifarmasi (çoklu ilaç kullanımı) ve bakım verenin çoğu zaman fark edilmeyen tükenmişliği ve depresyonu odak noktamızda. Bakım yükünün özellikle kadınlar üzerinde toplanması, aile içi müzakere eksikliği ve bürokratik bariyerleri tartışıyoruz. Hedefimiz; bakım veren sağlığını güçlendiren bir “aile hekimliği izlem paketi” tasarlamaktır.
3. Masa: Engellilik ve Aile Sağlığı: Tanı sonrası uyum süreci, engelli kardeşlerin taşıdığı “görünmez yük” ve sosyal izolasyon temel konularımızdır. Erişim eşitsizliği (ulaşım, maliyet, bilgi) ve damgalanma ile mücadelede okul-belediye-STK iş birliğini masaya yatırıyoruz. Somut çıktımız; engelli aileleri için yerel bir sosyal destek haritası ve yönlendirme rehberi hazırlamaktır.
4. Masa: Kırılgan Aileler ve Sosyal Uyum: Suça sürüklenen çocukların aileleri ve tek ebeveynli ailelerin karşılaştığı damgalanma ve gelir güvencesizliği gibi sorunları ele alıyoruz. Okulun rolünü disiplin değil destek odağında tartışıyor; mahalle düzeyinde mentorluk ve yargılayıcı olmayan bir destek dili geliştiriyoruz. Çıktımız; kırılgan aileler için entegre bir sosyal destek ve yönlendirme akış modeli oluşturmaktır.
5. Masa: Demografik Yapı ve Aile Sağlığı: Geniş aileden çekirdek aileye geçiş, boşanma süreçlerinin çocuklara etkisi, kadın istihdamı ve kreş altyapısı gibi makro konuları yerel perspektifle inceliyoruz. Göçün sosyal ağları zayıflatması ve nüfus politikalarının aile refahına yansımaları üzerine çalışıyoruz. Hedefimiz; her ilçe için özelleştirilmiş bir “aile dostu yerel politika” önerileri paketi sunmaktır.
6. Masa: Cinsiyet Kimliği / Cinsel Yönelim Karmaşası ve Aile Sağlığı: Artan başvuru oranları ve klinik heterojenite karşısında aile dinamiklerinin rolünü ve ailelerin bu süreçte çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini tartışıyoruz. Dijital maruziyetin (online cinsellik/pornografi) etkilerini ve ailelerin rehberlik ihtiyacını çok disiplinli bir yaklaşımla değerlendiriyoruz. Nihai çıktımız; aileler için kapsayıcı bir iletişim ve doğru kanallara yönlendirme rehberi hazırlamaktır.
Nihai amacımız, tüm bu masalardan çıkan ortak akılla, aileyi yormayan ve damgalamayan “Aile Destek ve Yönlendirme Modeli”ni hayata geçirmektir.

Çalıştayın hedefleri ve beklenen çıktıları nelerdir? Sadece akademik bir rapor mu sunulacak?
Op. Dr. Orhan Koç: Hayır, hedefimiz tamamen uygulanabilir politika önerileri sunmak. Çalıştay sonunda hazırlayacağımız sonuç raporunu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımıza, Sağlık Bakanlığımıza ve Milli Eğitim Bakanlığımıza arz edeceğiz. Kısa ve uzun vadeli eylem planları hazırlıyoruz. Örneğin, Türkiye’de sayıları yetersiz olan geriatri uzmanlarının yetiştirilmesi, yaşlı dostu hastane yapılanmaları ve dijital sağlık okuryazarlığının artırılması gibi somut adımların takibini yapacağız. Çalıştayımız sadece akademik bir tartışma platformu değil, bir “ortak akıl” zeminidir. Masalarımızda psikiyatristlerden aile hekimlerine, hukukçulardan sosyal hizmet uzmanlarına kadar çok disiplinli bir yapı mevcut. Temel çıktımız; kurumlar arası yönlendirme akışlarını sadeleştiren, aileyi bürokraside yormayan ve damgalamayan bir “Aile Destek ve Yönlendirme Modeli” oluşturmaktır. Üretilen bu çözüm hatlarını bir sonuç raporuyla yerel ve merkezi paydaşlarımıza sunarak hayata geçirilmesini sağlayacağız.
Bu çalıştay sonunda ortaya çıkacak olan “Aile Destek ve Yönlendirme Modeli” topluma ne vaat ediyor?
Op. Dr. Orhan Koç: Aileyi güçlendirmek, toplumun sürdürülebilirliği için temeldir. Biz, aile sağlığını toplum sağlığına dönüştürecek rasyonel ve uygulanabilir bir yol haritası vaat ediyoruz. Kırılganlıkları azaltan, koruyucu yaklaşımı büyüten bu model, Türkiye’nin demografik dönüşümünde en büyük güvenliği olacaktır.
Hedefimiz, kurumlar arası yönlendirme akışlarını sadeleştiren, aileyi yormayan ve damgalamayan bir dil üreten, sahada karşılığı olan bir model ortaya koymaktır. Aileyi sadece sorunların taşıyıcısı olarak değil, iyileştirici ve yeniden bağ kurdurucu bir kapasite olarak güçlendirmek istiyoruz. Bu çalıştayla üretilen öneriler, yerel ve merkezi paydaşlar için uygulanabilir bir yol haritasına dönüşecektir.
Son olarak, bu sürecin toplum için taşıdığı hayati önem hakkında ne söylemek istersiniz?
Op. Dr. Orhan Koç: Şunu çok net ifade etmeliyim: Toplumun yaşlanması ve aile yapısının dönüşümü, sadece istatistiksel bir veri değil; bugün itibarıyla ulusal ölçekte bir “sosyal salgın” boyutundadır. Nasıl ki bir pandemi döneminde tüm kurumlar alarma geçip radikal tedbirler alıyorsa, demografik kışa karşı da aynı refleksi göstermeliyiz. Buradaki hayati önem üç temel sütuna dayanıyor:
Sürdürülebilirlik: Güçlü bir aile yapısı yoksa, sağlık sisteminin ne finansal ne de operasyonel olarak bu yükü taşıması mümkün değildir. Aileyi korumak, devletin ve toplumun en temel varoluş sorumluluğudur.
Bakım Verenin Sağlığı: Toplumda “adanmış hayatlar” olarak nitelendirdiğimiz, 7/24 engelli veya yaşlı yakınına bakan yüz binlerce sessiz kahramanımız var. Onların tükenmişliğini önleyemezsek, sosyal dokumuzda telafisi imkansız kırılmalar yaşarız.
Koruyucu Vizyon: Biz sorunları sadece kapımıza geldiğinde çözmeye çalışan bir yaklaşımı reddediyoruz. “Aile Destek ve Yönlendirme Modeli” ile amacımız, riskleri mahalle ve ev düzeyinde henüz ortaya çıkmadan fark eden, aileyi yormayan ve damgalamayan bir koruma kalkanı oluşturmaktır.
Yaşlanma olgusu şu an toplum için sessiz bir salgın boyutundadır. Pandemide nasıl alarma geçildiyse, demografik dönüşüm için de her kurumun ve her ferdin sorumluluk alması gerekiyor.
Sonuç olarak; aileyi güçlendiren her adım, aslında toplumun geleceğini sigortalamaktır. Bu çalıştayla ortaya koyduğumuz ortak akıl, aile sağlığını toplumun merkezine yerleştirerek, Türkiye’nin önümüzdeki 25 yılını sağlıklı bir zeminde inşa edecek rasyonel bir yol haritası sunmaktadır. Bu bir tercih değil, toplum sağlığımızı korumak adına stratejik bir zorunluluktur.Aileyi merkeze alan, koruyucu ve önleyici sağlık yaklaşımlarıyla bu süreci yönetmek zorundayız. Çalıştayımızın bu vizyon için güçlü bir temel oluşturacağına inanıyorum.





