21 Aralık 2015

YÖNETİM BİLİMİ YENİ Mİ BULUNDU?

Yönetim sistemlerinde meydana gelen gelişmeler, aralarında kesin sınırlar olmamakla birlikte üç ana grupta izlenir; 1. Klasik, 2. Neoklasik, 3. Modern teorilerdir. Yönetim; belli ihtiyaçları karşılamak için kurulan organizasyonların fiziksel, finansal ve insan kaynaklarının, amaç ve hedefleri gerçekleştirilmesi için organize edilmesi anlamına gelmektedir. Kavram bir asırdan daha uzun bir süredir geliştirilmektedir. Yönetim, işbirliği yaparak amaca ulaşma etkinliği değildir, buna köy usulü imece denir ki bir organizasyondan daha çok topluluk veya kalabalık şeklinde yönetim olmadan da işbirliği ve iş üretimi görülebilmektedir. Yönetim her şeyden önce belli bir hedefe ulaşmak için yöntem, amaç, hedef, uygulama prosedürleri geliştirip bu hedeflere varmak için gereken alt organizasyonları kurma, hiyerarşi ve görevleri belirleyerek sorumluluk, yetki ve görev alanlarını organize etmedir. Sonra da bu organizasyonda üretim basamaklarının harekete geçirilmesi ve sonuca ve hedefe doğru adım adım ilerlemeyi analiz ederek bunun güvenli ve verimli olmasını sağlamadır. İnsanlar tarihin bütün dönemlerinde iş yapmak gereği duymuşlardır ve yine tarihin bütün dönemlerinde başkalarıyla işbirliği yapma gereği duymuşlardır. Bu nedenle yönetim faaliyeti insanlık tarihi kadar eskidir. Bununla birlikte bilimsel bir yönetimden bahsedebilmek için bir kurumsal yapının işleyişine ihtiyaç vardır. Yönetim bilimi, iş üreten birimlerin işleyişini inceleyerek, onların yapmaları gerekenler, risk ve tehditleri önceden görerek yol haritalarını belirleme işini bilişsel ve model olarak kurgulama konusu ile ilgilenir. Diğer bir tanımla bir kurumsal yapının verimli ve etkin biçimde örgütlenmesi ve yönetilmesinin yöntemlerini incelemek yönetim biliminin temel amacıdır.

“Bilimsel Yönetimin İlkeleri”

Yönetim biliminin tarihsel gelişimi incelendiği zaman bilimsel anlamda yönetiminin (yönetim biliminin) fazla bir geçmişinin olmadığı görülür. 18. Yüzyılda sanayi devrimiyle birlikte ortaya çıkan büyük işletmelerin etkin yönetimi ihtiyacı, özel yönetimin gelişimine önemli katkı sağlamıştır. Bununla birlikte devlet (kamu) yönetiminin bilimsel incelemeleri tarihi daha eskilere dayanır. Tarihi gelişme ile beraber işletme yönetimine yaklaşım farklılaşmaya başlamıştır. Yönetim bugüne kadar gelinceye kadar önemli aşamalar kaydetmiştir. Yönetim işlevinin önce aileyle başladığı, sonra kabilelerde geliştiği ve daha sonra da “siyasal birimler”de uygulandığı söylenebilir. Tarihin ilk dönemlerinden beri insanlar bir arada yaşayarak bu güne gelmişlerdir. Doğal kaynakların daha etkin kullanımı ve insan ihtiyaçlarının karşılanma gerekliliği, sanayileşme sürecini başlatmıştır. Sanayileşmeyle birlikte artan şehirleşme insanların sanayi merkezlerinde toplanmaları, sanayi toplumlarını ortaya çıkarmıştır. İnsanlar, toplu olarak yaşamaya başladıklarından beri, bir düzen kurmuşlar, kendilerine yönetici seçmişler veya içlerinden birinin yönetimini kabul etmişlerdir. Bu kabul etme durumu, istilalar dışında çoğu kez kendiliğinden gelişen bir süreç olarak ortaya çıkmıştır. Tarım toplumunda insanlar, “ilkel” ve “uygar” olarak ayrılmaktaydı. İlkel olarak adlandırılanlar, tarım devrimiyle karşılaşmamış, küçük kabileler halinde yaşayan ve avlanarak, toplayarak hayatlarını sürdüren kimselerdi. “Uygar dünya” ise, bunun tam tersine, toprağı işleyerek ve yerleşik bir hayat yaşayan çoğunluğu temsil ediyordu. Tarım nerede başlarsa, uygarlık orada ortaya çıkıyordu. Bilim adamları ve araştırmacıların büyük bir çoğunluğu, yönetim biliminin kurucusu olarak, Frederick W. Taylor’u kabul ederler. Taylor’un 1911 yılında (104 YIL ÖNCE) yayınladığı “Bilimsel Yönetimin İlkeleri” adlı eseri, yönetim alanında yazılmış en önemli eserlerden biridir. Taylor, eserinde örgütlerde etkinlik için ekonomik kaynakların, en rasyonel kullanımı üzerinde durmuştur. Klasik yönetim teorisini Neoklasik Yönetim teorisi takip etmiştir. Neoklasik Yönetim düşüncesinin temelini Elton Mayo ve arkadaşlarının 1924 yılında Hawthorne fabrikalarında yaptıkları araştırmalar oluşturmuştur. Araştırmalar tam sekiz yıl sürmüş ve 1932 yılında sonuçlandırılmıştır. Hawthorne araştırmaları, yönetim yaklaşımlarında insan merkezli anlayışların gelişmesini sağlamıştır. Neoklasik Yönetim düşüncesini Modern Yönetim düşüncesi takip etmiştir. Modern Yönetim düşüncesinin temelini, “Sistem Yaklaşımı” ve Durumsallık Yaklaşımı oluşturmaktadır. Sistem Yaklaşımı, II. Dünya Savaşı yıllarından itibaren yönetim düşüncesini etkilemeye başlamıştır. Yaklaşımın özünü, biyolog Von Bertalanffy’nin 1920’lerde başlattığı “Genel Sistem Teorisi” oluşturmaktadır. Genel Sistem Teorisi, her türlü sisteme uygulanabilecek genel ilke ve prensipleri bulmayı ve geliştirmeyi amaçlayan disiplinler arası bir yaklaşımdır.

Çözüm aramaya yönelik çalışmalar

Yönetim okulların isimlerine bakıldığında, tümünün yönetimin esasına hitap ettiği görülecektir. Örneğin Yönetim Süreci Okulu, yönetimin evrensel bir süreç olduğunu vurgularken, deneysel okul, yönetim faaliyetlerinde vaka çalışmasının önemi üzerinde durmuştur. Kişiler Arası İlişkiler Okulu örgütün insani yönüne ağırlık verirken, Grup Davranışı Okulu ise örgütlerde oluşan grupların yönetim faaliyetinin başarılı olması için mutlaka iyi bir dinamizmle idare edilmeleri gerektiği üzerinde durmuştur. Günümüze gelindiğinde, yönetsel ve örgütsel uygulamalar, değişik adlar altında ele alınmaktadır. Bugünkü yönetim yaklaşımlarından belli başlıları; Reorganizasyon, Değişim Mühendisliği, Toplam Kalite Yönetimi, İnsan Kaynaklan Yönetimi, Örgütsel Yalınlaşma, Benchmarking, Örgütsel Küçülme, Sanal Organizasyon, Personel Güçlendirme, Öğrenen Organizasyon, Yassılaşma veya Sıfır Hiyerarşi, Şebeke Organizasyon Yapılarıdır. Sanayi Devriminin gerçekleştiği yıllarda, yönetim üzerine yapılan çalışma­lar büyük artış göstermiştir. Bu artışın en önemli sebebi, Fabrikalaşma dolayısıy­la oluşan yeni çalışma ortamının atölye düzeninin çalışma ortamından çok farklı olması ve büyük problemlerin yaşanması nedeniyle, çözüm aramaya yönelik çalışmaların hız kazanmasıdır.

Bilgi çağında geleneksel yönetim

İçinde bulunduğumuz çağ birçok bilim adamına göre kendine has özellikleri olan yeni bir çağdır. Bu çağa yaygın anlamıyla bilgi çağı denilmektedir. Bugün sanayi toplumunu ortaya çıkaran teknolojik değişmelerden daha köklü değişim yaşanmaktadır. Bilgi çağı sosyal ve kültürel özellikleriyle sanayi devriminden birçok yönüyle farklılık göstermektedir. İnsanlığın bugün üretim ilişkilerinde, sosyal ve kültürel alanda yaşadığı köklü değişimler bilgi temelli olmaktadır. Çağdaş yönetim anlayışında iç ve dış müşteri tatmini daha büyük önem taşımakta, daha insan merkezli örgütlenmeler söz konusu olmaktadır. Bilgi çağında yönetim, müşteri vizyonuna göre şekillenmekte, müşterilerin vizyonu ve değerlerini, kendi vizyon ve değerleriyle bütünleştirme gereği ortaya çıkmaktadır. Bilgi çağında geleneksel yönetim anlayışı yetersiz hale gelmekte, tüketici beklentileri ve teknolojik yenileşmeye yeterince cevap verememektedir. Klasik yönetim yaklaşımında verimliliğin kaynağı olarak maliyetlerin düşürülmesi görülürken, çağdaş yönetim yaklaşımında bilginin üretilmesi ve insan kaynaklarının geliştirilmesi için daha fazla kaynak ayrılması gereği üzerinde durulmaktadır. Çağdaş örgütler maliyetleri düşürmenin değil, araştırma geliştirme faaliyetlerine daha fazla kaynak ayırarak örgütsel yenileşmenin gereğine inanmaktadırlar.

Yönetici gerçek üreticilerin kaptanıdır

Günümüzde sağlık alanında özel veya kamusal yönetimlere ve yöneticilerine baktığımızda halef selef törenleri ile geçen, sıra ile yapılan meslektaş yönetimi göze çarpmaktadır. Mesleğinde veya sosyal ilişkilerinde iyi olan her kişinin iyi bir yönetici olacağı düşünülmektedir. “Bu işte iyi ise şunda da iyidir” anlayışı aslında liyakat mekanizmasında hülle benzeri bir olay doğurmaktadır. “Çok iyi adam bundan iyi yönetici olur”, “eski abimiz biz her şeyi ondan öğrendik” görüşü elbette ki saygıda kusur etmemeyi gerektirir. Ancak yönetim demek; bir mal veya hizmet üretiminin başında bekleyip yapanlara yöntem öğretmek değildir. Yönetim üretilen iş ve hizmetten tamamen bağımsız bilimsel ve güçlü teori ve pratik bilgi gerektiren bir meslektir. Bunun bilimi de yukarıda anlattığımız gibi 1900’lü yılların başında yerleşmiştir. Yönetici gerçek üreticilerin kaptanıdır. Bir yelkenlide her grubun başka bir görevi vardır. Kimi yemek yapar, kimi temizlik yapar, kimi yelken tutar, kimi kürek çeker, kimi motor dairesine bakar, kimi de kendilerine verilen hedefe nasıl ve hangi açılardan varılacağını hesaplayarak dümende çalışanlara ne yapacaklarını veya nasıl yapacaklarını öğretir, anlatır, planlar, yaptırır. Burada hedef açısından hiç kimsenin işi hedefe ulaştıran tek veya asli iş değildir, hepsi de hedefe varmak için örgütlenmiş küçük veya büyük iş paketleridir. O teknede çalışanların hiç birinin yaptığı tek başına oradaki bir kişiyi bile hedefe ulaştıramaz. Sadece bunların kombine bir şekilde ve ortak hedefe kitlenmesi sistemi hedefe ulaştıracaktır. Tabii, hedef kendilerine verilen rotaya istenen şekilde ulaşmak ise. Hedefe ulaşılamıyor veya ulaşırken herkes bir takım konulardan şikâyet ediyor ise orada tüm ekip ortak bir hedef veya ilke birliğinde değildir. Esasen binbir türlü insan çeşidinin çoğu zaman ortak ilke ve hedefte olmasını beklemek te çok zor olmaktadır. Dolayısı ile her türlü kamu veya özel işletmelerde öncelikle belli zaman aralıkları dâhilinde HEDEF’ler belirlenmeli ve bu hedeflere ulaşabilmek için politikalar, süreçler, insan kaynakları ve hangi lider veya yönetici ile ne kadar sürede ulaşılabileceği planlanmalıdır. Aksi halde dünyayı bir oyun alanı, kurumları da kumdan kaleler olarak görüp yorula yorula, kimi zaman eğlenerek, kimi zaman da pişmanlıklarla yaşarız. Akıl teri ile üstünlük sağlamaya çalışanların peşinden koşmak için, kas teri üreten topluluklar olarak orta gelir tuzağından çıkamayız. Bu sistem dahilinde süreç yöneticilerinin birbirini yönetmesi gibi insanın insana üstünlük sağlamaya çalışltığı sistemlerden vaz geçmeliyiz. Sürecin sürece üstünlüğü ise elmanın karpuza üstülüğünü değerlendirmek gibi anlamsız bir konudur. Her sürecin kendi hedefi amacı ve yöntemi vardır. Hepsinin de üst amacı, evrensel olan veya kendilerinin üstünde olan amaçlarını gerçekleştirmek için üzerlerine düşeni en iyi yapmaktır. Grafikte uluslararası standartlarda süreçlerle yönetim felsefesinin süreç içi yönetimi ve süreçler arası ilişkileri görülmektedir. Buna göre yönetim tüm sistemi hedefe vardırma işini en iyi yapacak, üretim en iyi üretimi yapma işini iyi yönetecek, işletmeci her türlü imkan ve kaynağı en ideal şekilde sağlayacak, ölçme süreci de sürekli radarı açık tutup en ufak sapmalarda ışık yakacak. Dolayısı ile kimse kimsenin astı veya üstü değildir. Her süreç ve her kişi kendi amacını veya üzerine düşeni gerçekleştirmek için bir diğerine muhtaçtır. Bu sistemleri profesyonel kullananlar modern dünyada uygar, eski meslektaş yönetiminde alaylı usulle gidenler ise ilkel olarak adlandırılmaktadır.

Kaynaklar:

  • Yönetim ve Organizasyon, Şerif Şimşek, Eğitim Kitabevi Yayınları, 2011
  • Yönetim ve Organizasyon (Çağdaş Sistemler ve Yaklaşımlar), Nurullah Genç, Seçkin Yayıncılık, 2012
  • Yönetim ve Organizasyon, (Çağdaş ve Küresel Yaklaşımlar), Erol Eren, Beta Yayınları, 2012
  • İşletmelerde Yönetim ve Organizasyon, Alptekin Sökmen, Detay Yayıncılık, 2014

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It