23 Nisan 2018

TÜRKİYE’DE YAŞLI NÜFUSU İLE BİRLİKTE SORUNLAR DA ARTIYOR

DSC_5713

  1. Akademik Geriatri Kongresi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Karan, Türkiye’de 100 yaşın üzerinde 4 bin 990 kişinin olduğunu söyledi. Karan, bunların 638’inin erkek, 4 bin 352’sinin ise kadın olduğunu dile getirdi.

Toplantıya konuşmacı olarak Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Karan, Akademik Geriatri Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Teslime Atlı, Kongre Sekreterleri Prof. Dr. Meltem Halil, Prof. Dr. Gülistan Bahat Öztürk ve Doç. Dr. Berrin Karadağ yer aldı.

“ÜLKEMİZDE 4 BİN 990 KİŞİ 100 YAŞINDAN BÜYÜK”

Geriatrinin yaşlının sağlık sorunları ile ilgilenen tıp dalı olduğunu ifade eden AGD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akif Karan, Geriatrinin iç hastalıkları ana dalının bir yan dalı olduğunu söyledi. Akademik Geriatri Derneği’nin 2005 yılında kurulduğunu belirten Karan, “Dünya nüfusuna benzer şekilde ülkemizde de yaşlı nüfusun sayısı ve oranı artmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu’nun(TÜİK), Türkiye Nüfus İstatistikleri verilerine 2017’de nüfusumuz 80 milyon 810 bin 525 olup, bu nüfusun yüzde 8.5’u yani 6 milyon 900 bine yakını 65 yaş üstüdür. 659 bin 657 kişi 85 yaşından büyük bunların 229 bin 29’u erkek, 430 bin 567’si kadın, 4 bin 990 kişi ise 100 yaşından büyüktür, bunların 638’i erkek 4 bin 352’si ise kadın. Türkiye’de doğumda beklenen yaşam süresi 78 yıl. Bu oran erkekler için 75,3, kadınlar için 80,7 yıl olarak yer alıyor. 65 yaşında beklenen yaşam süresi ise 17,8 yıldır” dedi.

“YAŞAMIN SON DÖNEMİNDE YOĞUN SAĞLIK SORUNLARI VAR”

Yaşamın son döneminde genellikle yoğun sağlık sorunlarının olduğunu dile getiren Karan, “İstenmeyen bir sonuç kişinin bağımsızlığını kaybetmesi, başkalarının yardımına ihtiyaç duyması yani fonksiyonel olarak bağımlı hale gelmesidir. Çoklu hastalıkları olan, çok ilaç kullanan, hareketleri azalmış, yavaş yürüyen, kendini güçsüz, yorgun hisseden veya kas gücü azalmış olan, kilo kaybı olan yaşlılar, yani kırılgan yaşlılar, bu dönemdeki olumsuzluklar için büyük risk altındadırlar. Kırılgan yaşlıların sorunlarını belirlemek, koruyucu tedbirler almak ve yaşam kalitelerini yükseltmek bizlerin temel çalışma alanlarımızdandır” diye konuştu.

“BAZI İLAÇLARI YAZAMIYORUZ, BU KONUDA ÇÖZÜM GEREKİYOR”

Karan ayrıca, SGK’nın bazı uygulamalarından dolayı hastaların ve geriatri uzmanlarının sıkıntı yaşadığını belirterek şunları söyledi:

“Müfredatımızda bulunan ilaçları hekimlere öğretiyoruz ve hastaya yazacağız ama SGK bu ilacı sen yazamazsın diyor. Ve biz tedavi ettiğimiz hastaları, ilaçlarını yazdırmaları için başka uzmanlara göndermek durumunda kalıyoruz. Hasta da başka branştaki uzmanlara gidiyor ayrı ayrı, bir de SGK bunlara gittiği için tekrar bir ödeme yapıyor hekime, hastaya da 2 iş oluyor. Bununla ilgili sıkıntı duyuyoruz. Başka bir konu, Yaşlı hekimliği yapmak çok zor, yaşlıların çok fazla hastalığı var, her birini ayrı değerlendirmek zaman ve büyük maddi kaynak gerektiriyor. Bizim hastalarımızın her birinde ortalama 5-6 hastalık birlikte var, ama hekimlere ‘sen kaç tane hasta baktın’ diye ödeme yapıyorlar. Halbuki biz en az 4 hastalığı olan hastalara, aynı koşullarla bakıyoruz. Bunlar bizim yaşadığımız ve çözüm beklediğimiz sıkıntılarımız.”

“ARTAN YAŞLI BAKIM İHTİYAÇLARINDAKİ ARTIŞ, ÇÖZÜM ARAYIŞINA YÖNLENDİRİYOR”

Türkiye’de sağlık hizmetleri denilince akla genellikle hastanelerin geldiğini söyleyen Akademik Geriatri Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Teslime Atlı, birinci basamak sağlık hizmetlerinin verildiği Aile Hekimliği hizmetlerinin pek akla gelmediğini ifade etti. Atlı, “Yaşlı bakım hizmetleri, hele de huzurevi ve bakımevleri sağlık hizmeti hesabına alınmaz. Oysa giderek artan yaşlı nüfus ve beklenen yaşam süresinin 80 yıla yaklaşması, bizleri daha fazla yaşlı ve engelli yaşlı ile karşı karşıya getiriyor. Dolayısı ile artan yaşlı bakım ihtiyaçlarındaki artış, hepimizi bir çözüm arayışına yönlendiriyor” şeklinde konuştu.

“ÜLKEMİZDE UZUN DÖNEM BAKIM SİSTEMİNİN KURULMAYA BAŞLAMASI HENÜZ ÇOK YENİ”

Uzun dönem yaşlı bakım hizmetleri olarak bilinen huzurevi, bakımevi, palyatif bakım, hospis ve yaşlı kreşlerinin Türkiye’de pek yaygınlaşmadığını ifade eden Atlı, “Ülkemizde uzun dönem bakım sisteminin kurulmaya başlanması bile henüz çok yenidir. Yakın zamana kadar Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, belediyeler, valilikler, STK’lar ve özel kurumlar ayrı ayrı bu hizmetleri vermekte ilken son yıllarda birlikte hareket etmeye başlamışlardır. Yaş arttıkça sağlık ve bakım harcamaları artmaktadır. Bu hizmetleri en çok 85 yaş ve üzerindekiler, kadınlar ve Alzheimer hastalarının kullandığını görüyoruz. Birçok ülkede ve ülkemizde yaşlıların bakım hizmetlerinden faydalanmak için para ödemek zorunda kaldığını görüyoruz. Son yıllarda üzerinde çalışılan bakım sigortası ile bu sorun biraz daha kolaylaşacak gibi” dedi.

“HALKIN YÜZDE 80’DEN FAZLASI YAŞLI AKRABALARA BAKMANIN AİLE SORUMLULUĞU OLDUĞUNU DÜŞÜNMEKTE”

Çok yakın zamana kadar, uzun dönem bakım hizmetlerinin bir aile sorumluluğu olarak kabul edildiğini dile getiren Prof. Dr. Teslime Atlı, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Halkın yüzde 80’den fazlası yaşlı akrabalara bakmanın aile sorumluluğu olduğunu düşünmektedir. Yaşlandığında huzurevinde kalma planı olanlar çok az olup genelde eş veya çocukların kendilerine bakmasını beklemektedirler. Bu tercihler kişilerin eğitim durumu, ekonomik durumu ve yaşadığı yere göre farklılık göstermektedir.”

“ÜLKEMİZDE HALK VE POLİTİKACILAR BAKIM KURUMLARINA NEGATİF BAKIYOR”

Ülkemizde halkın ve politikacıların bakım kurumlarına bakış açısının negatif ve önyargılı olduğunu belirten Atlı, “Ön yargıları kırmadan bu durumları düzeltmek için mevcut konvansiyonel bakım hizmeti anlayışının, yaşlı merkezli-entegre bakım hizmetleri olarak değiştirilmesi gerekiyor. Yani, yaşlanmanın yaşamın normal bir süreci olduğunun kabul edildiği, yaşlı merkezli, amacın fonksiyonel ve mutlu bir yaşlı olduğu, yaşlı, sağlıkçı ve kurumun birlikte hareket ettiği, sağlık ve bakım ve rehabilitasyon hizmetlerinin birbirinin içine geçtiği bir bakım hizmet sistemine ihtiyacımız var” dedi.

“YAŞLILARIN SADECE ORADA BİR ARADA OLMASI İYİ BİR ŞEY DEĞİL, MORAL BOZUCU”

Yıllardır yaşlı köyleri kurulmasıyla ilgili projelerin olduğunu belirten Atlı, “Çeşitli projeler var. Bu ara devletin bu konularda teşvikleri var. Türkiye’de çeşitli yerlere yaşlı köyleriyle ilgili çalışmalar var. Biz proje olarak bunun içinde yokuz. Sadece gelip bize danışıyorlar. Gelin bu projenin içinde beraber yer alalım diye bize bu konuyla ilgili bir kere bile danışılmıyor. Aslında bununla ilgili dünyada bir çok güzel örnekler var. Bundan yıllar önce Marmaris’te benzer bir şey yapılacaktı. Ancak, yaşlıların sadece orada bir arada olması iyi bir şey değil, moral bozucu. Bunun yerine böyle bir yer kurmak yaşama açısından kolay oluyor ama moral açısından iyi olmuyor” şeklinde konuştu.

“YAŞLILARIN BAKIM HİZMETLERİNİN GENELLİKLE YÜZDE 20 KADARINI DEVLET KARŞILIYOR”

Türkiye’de bakıma harcanan net bir verinin olmadığını ifade eden Atlı, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Bakım hizmetleri çok değişik kurumlar tarafından yapılıyor. Araştırdım ve Bakanlığa sordum ama bununla ilgili veri yok. Yaşlıların bakım hizmetlerinin genellikle yüzde 20 kadarını devlet karşılıyor. Diğer bakım hizmetleri vatandaşların cebinde çıkıyor. Vatandaş için büyük bir külfet oluşturuyor. Yaşlı kreşlerle ilgili bir sayı veremiyorum. Kreşlerin sayıları sürekli değişiyor. Genellikle de özel yerlerde yapılıyor. Sayıları da verilmiş değil. Çok çok az olduğunu söyleyebilirim. Süreklilik olmadığı için veri vermek çok zor.”

“BESLENME YETERSİZLİĞİ YAŞLILARDA ÇOK SIK KARŞILAŞILAN GERİATRİK SENDROMLARDAN BİR TANESİ”

Malnütrisyon (beslenme yetersizliği) yaşlılarda çok sık karşılaşılan önemli geriatrik sendromlardan biri olduğunu belirten Akademik Geriatri Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, “Özellikle hastalıkların seyri sırasında beslenme yetersizlikleri çok sık görülmektedir. Hastalıklar sırasında hem iştah azalmasına bağlı olarak gıda alımı azalır, hem de metabolik değişiklikler sonucu kas kaybı artar. Malnütrisyonu olan hastaların hastalıkları daha kötü seyreder, cerrahi sonrası yaralar iyileşmez, yatak yaraları oluşur, daha çok infeksiyon gelişir, yoğun bakımlarda ve hastanelerde daha uzun süre yatarlar. Kas kaybı hastaneye yatıştan sonraki 3 ila 5 gün içerisinde çok hızlı gelişir. Bu nedenle yeterli tedavi yapılmazsa hastalar kas kaybına bağlı denge bozuklukları ve düşmeler, kırıklar, yatağa bağımlılık gibi olumsuz sonuçlara maruz kalırlar” dedi.

“TIBBİ DEĞERLENDİRME SONRASINDA BESLENME YETERSİZLİĞİ SAPTANAN HASTALAR MUTLAKA UYGUN ŞEKİLDE TEDAVİ EDİLMELİ”

Yaşlıların zayıf olması ve vücut kitle indeksinin düşük olmasının istenilen bir durum olmadığını söyleyen Prof. Dr. Meltem Gülhan Halil, “Vücut kitle indeksi 24 ile 27 kg/m arasında olan yaşlıların daha uzun süre yaşadıkları ve fonksiyonel olarak daha uzun süre bağımsız kaldıkları gözlenmiştir. Tıbbi değerlendirme sonrasında beslenme yetersizliği saptanan hastalar mutlaka uygun şekilde tedavi edilmelidir. Özellikle kas kütlesi azalmış, az yemek yiyen, kilo kaybı olan zayıf, düşkün yaşlılarda oral beslenme solüsyonları oldukça fayda sağlamaktadır. Bunun mümkün olmadığı durumlarda tüple beslenme veya damardan beslenme gibi alternatif seçenekler düşünülmelidir” şeklinde konuştu.

“B12 VE D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ YAŞLILARDA SIK GÖRÜLÜYOR”

Yaşlılarda kas kaybını ve buna bağlı fonksiyon bozukluklarını önlemede ve tedavi etmede en önemli nokta yüksek protein desteğinin sağlanmasının gerekli olduğunu dile getiren Halil, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Sağlıklı yaşlılar günde kilogramları başına 1,2-1,3 gram protein tüketmelidir. Eşlik eden hastalıkların varlığında ve hastanede yatan yaşlılarda bu hedef daha yüksek tutulmalıdır. Her yaşlıya sağlıklı beslenme önerilerinde bulunulmalıdır. Mutlaka dengeli beslenme, protein alımının yüksek tutulması, yeterli sıvı alımı konularında bilgi verilmelidir. B12 vitamini ve D vitamini eksiklikleri yaşlılarda sık görüldüğü için hastalar bu açıdan değerlendirilmeli ve gerekli durumlarda tedavi edilmelidir.”

“BUNAMA BİR YAŞLILIK HASTALIĞI OLARAK BİLİNİR”

(Demans)Bunama sıklığının yaşlanma ile arttığını söyleyen Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gülistan Bahat Öztürk, “Bunama bir yaşlılık hastalığı olarak bilinir. Bunama, 65 yaş üzerinde yüzde 5 gibi bir sıklığa sahipken 85 yaş üzerinde bu oran yüzde 35-50’lere ulaşmaktadır. 90 yaşına ulaşmış bireylerin yaklaşık yarısı bunama hastalığından muzdariptir. Bunama hastalığı genellikle sinsi ve ilerleyici bir seyir izler. Bu nedenle genellikle yaşlılarda ortaya çıkan unutkanlık gibi sorunlar hasta ve hasta yakınları tarafından yaşlılığa bağlanabilir ve bu da tanıda gecikmelere yol açabilir” dedi.

“BUNAMANIN EN SIK SEBEBİ ALZHEİMER HASTALIĞI”

Bunamamın en sık sebebinin Alzheimer hastalığı olduğumu dile getiren Öztürk, “Yaklaşık tüm bunama çeşitleri zaman içinde ilerler. Sonuçta, son evredeki bunama hastaları maalesef konuşamayan, yemek yiyemeyen, iletişim kuramayan bir hasta haline gelirler. Bunama hastalığında unutkanlık, kelime bulma güçlüğü, yer-yön kaybı dışında kişilik değişiklikleri, ve özellikle ileri evrelerde halüsinasyon, sanrılar, evden kaçma gibi problemler olabilir. Hasta ve yakını için en yıpratıcı sorunlardan biri de budur” diye konuştu.

“YAŞLILARDA DÜŞMEYE BAĞLI BİRÇOK FAKTÖR VAR”

Yaşlılarda düşmeye neden olabilen bir değil birçok faktörün olduğunu belirten Kongre Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Berrin Karadağ ise, “İlerleyen yaşla birlikte oluşabilen özellikle görme ve duyma işlevlerindeki kayıplar, bilinçsiz ve kontrolsüz kullanılan ilaçlar, kalp-damar hastalıkları gibi etkenler düşme riskini artıran en önemli ve sık görülen risk faktörleridir. Ortalama olarak 65 yaş üzeri her üç kişiden biri düşmektedir. Bu düşmeler sonucunda da, özellikle kemik erimesi nedeni ile düşen kişilerin en az yarısında kırık oluşmaktadır” diye konuştu.

“EVDE YETERLİ AYDINLATMA, AYAKLARIN TAKILMASINA YOL AÇMAYACAK VE KAYMAYACAK HALI KULLANILMASI VE LÜZUMSUZ EŞYA ÇOKLUĞUNDAN KAÇINILMASI ÖNEMLİ”

Diğer önemli noktanın yaşanılan mekanın düşme riskini en aza indirgenecek şekilde dizayn edilmesi olduğunun ifade den Karaadağ, “İlerleyen yaşla birlikte denge kaybı olabileceği göz ardı edilmemeli ve evdeki yeterli aydınlatma, ayakların takılmasına yol açmayacak ve kaymayacak halı veya kilim kullanılması ve lüzumsuz eşya çokluğundan kaçınılması önemlidir. Düşmelerin engellenmesi ve ya azaltılması için verilen özel egzersizlerle kas gücü arttırılmalı, denge ve kondisyon geliştirilmelidir. Yine düşmeye neden olabilecek ilaçlardan kaçınmak veya bu ilaçların kullanılmasının mecburi olduğu durumlarda çok dikkatli olmak gerekmektedir” dedi.

“MUTLAKA KALSİYUM VE D VİTAMİNİ YETELİ DÜZEYDE ALINMALI”

Dünya Sağlık Örgütü’nün dünyada menopozdan sonra kadınların 3’te birinde osteoporoz görüldüğü ve bu durumun da kırık oluşma riskini artırdığını bildirdiğini söyleyen Karadağ, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Bir takım yaşam tarzı değişiklikleri ile riski en aza indirmek mümkündür. Bunların başında beslenme faktörü gelmektedir. Mutlaka kalsiyum ve D vitamini yeteli düzeyde alınmalıdır. Güneşten yeterince faydalanmak, süt ve yoğurdu sofradan eksik etmemek, bol meyve ve sebze, kuru baklagilli gıdalar ve balığı yeterli miktarlarda tüketmeye dikkat etmek, unutulmaması gereken kurallardır.”

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It