19 Nisan 2018

Türkiye artık tıbbi cihaz konusunda dışarıya bağımlılığını minimum seviyeye getirmek zorundadır

 onur akgun2   Ege Tıbbi Malzemeciler Derneği Başkanı Onur Akgün ile dernek çalışmaları ve sektör üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik:

Onur Akgün kimdir? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

1982 yılında, Diyarbakır’ın Çüngüş ilçesine bağlı, kökenleri çok eskiye dayalı, köklü ve eğitimci bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. İlköğrenim yıllarımı Diyarbakır’da tamamlayarak, 1960 ve 1970’li yıllarda aile büyüklerimizin birçoğunun İzmir ilimize yerleşmesi neticesinde, babamın da Öğretmenlik mesleğini emeklilikle sonuçlandırmasından sonra bizlerde İzmir ilimize yerleşmeye karar verdik. İzmir’de, Orta ve Lise öğrenimimi tamamladıktan sonra çok sevdiğim ticaret hayatına erken yaşlarda atıldım ve eşzamanlı olarak üniversite işletme eğitimimi de tamamladım. Sektörümüz dahilinde ve haricinde bir çok güzide ve kıymetli STK’larda görev yapmaktayım. Sanıyorum aidiyet duygusuna yoğun bir bağım olduğundan dolayı, görüşüm, felsefem ve işimle ilgili olan tüm sivil toplum kuruluşlarında yer alarak ülkem ve milletim için çaba sarf etmek bana büyük keyif ve onur veriyor. Tıbbi Cihaz sektörüyle 2005 yılında tanıştım. Bu süreçte Medikal sektörün dinamizminin etkisinde, 2009 yılında kendi şirketim olan Altus Tıbbi Cihazlar Ltd.Şti’ni kurdum. Firmamız faaliyetlerine İzmir ilimizde başarılı bir şekilde ve emin adımlarla devam etmektedir. Bunu yanı sıra evli ve dünya tatlısı bir kız babasıyım.

Ege Tıbbi Malzemeciler Derneği ne zaman kuruldu? Faaliyetlerinizden bahseder misiniz?

Ege Tıbbi Malzemeciler Derneği, ülkemizde medikal sektörde kurulan, ilk sivil toplum örgütüdür. Ege Tıbbi Malzemeciler Derneği, Tıbbi cihaz sektöründe, bazı köklü firmaların İzmir’de faaliyet göstermesi paralelinde, Tıbbi Cihaz Sektöründe birlik ve dayanışma içerisinde hareket etmek ve sektöre ilişkin sorunların üstesinden gelebilmek ve çözüm önerileri geliştirmek amacıyla 1991 yılında şu an bir kısmı hayatta olmayan “mesleğin duayenleri”nin öncülüğünde kurulmuştur. Şu anda başkanlığını yaptığım ve bundan dolayı büyük bir onur duyduğum derneğimiz, ilk günkü bilinç ve inançla çalışmalarına emin adımlarla devam etmektedir. Ege Tıbbi Malzemeciler Derneği, aynı zamanda TÜMDEF’in (Tıbbi Cihaz Üretici ve Tedarikçi Dernekleri Federasyonu)’nun kurucu üyesidir. Federasyon Yönetiminde yer alan Yönetim Kurulu üyelerimiz, yıllardır sürdürdüğümüz sektörel çalışmaların neticesinde, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’nun sektörel konulardaki bütün çalışmalarında yer almakta ve katkı sağlamaktadır. Yer aldığımız tüm çalışmalarda, ilgili konuların sektörümüze ve sektörümüzdeki firmalarımızın lehine gerçekleşmesi için en azami mücadeleyi vermektedir. Sivil toplum kuruluşlarının asıl işlevi ve misyonu ait olduğu sektörü daha ileriye taşımaktır. Ve ait olduğu sektörde yer alan meslektaşlarımızın, dayanışmasını pekiştirmek, birlik ve beraberlik içinde örgütlü gücünü artırmaktır. Ege bölgesinde faaliyet gösteren tüm değerli meslektaşlarımızın da derneğimizin üyesi olarak bu gücün içinde yer almasını ve sektörümüzü daha iyi noktalara getirebilmek için bizlere daha fazla güç katmalarını istirham ediyoruz.

İzmir tıbbi cihaz üretimi için sizce uygun bir kent mi?

Ülkemiz genelinde olduğu gibi, İzmir’de de sektör ithalat ağırlıklı gelişmekte olup son zamanlarda üretim faaliyetlerinin de hızlandığını söyleyebiliriz. İzmir gerek iklim şartları gerekse de yaşam koşullarının avantajı nedeniyle ara elemanlar tarafından tercih edilmekte ve sektörel aktörler arasında sürdürülebilir işbirliği bulunmaktadır. EXPO 2020 sürecine “Herkes İçin Sağlık” temasıyla hazırlanan İzmir’i, yakından tanıma fırsatı bulan heyetler, “Modern tıp teknolojisinin uluslararası standartlarda olması bu kenti sağlık turizminin kalbi yapabilir” demişti. Bence de öyle ve bu güzel kenti ulusal ve uluslararası alanda expo kenti olmadan da hak ettiği değeri vermeliyiz. Ticaret şehri olan İzmir, tüm ulaşım imkânları, iklim şartları ve doğasıyla hem sağlık turizmi için hem de Tıbbi Cihaz üretimi ve sektörümüz için bir “teşvik bölgesi” bir “Silikon Vadisi” olabilecek tüm özellikleri taşıyan muhteşem bir kent.

Tıbbi cihaz üretimi konusuna Hükümet son dönemde ağırlık veriyor. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalar nasıl sonuçlanır sizce? Global firmalar Türkiye’de üretim yapar mı?

Türkiye artık tıbbi cihaz konusunda dışarıya bağımlılığını minimum seviyeye getirmek zorundadır. Türkiye, özellikle yüzde 85-90 yurt dışına bağımlı olduğu tıbbi cihazları kendisi üretmek zorundadır. Tıbbi cihaz sanayisi eş zamanlı olarak rezerv bir savunma sanayisidir. Aynı zamanda uzay, uçak, otomotiv sanayisi ile de benzer makine parkurlarına sahiptir. Dolayısıyla bu sektörün desteklenmesi son derece önemlidir. Bildiğiniz üzere ülkemizde yerli üretimin artırılmasına yönelik olarak başbakanlık genelgesiyle kurulan, Sağlık Bakanlığı’nın başkanlığında yürütülen, birçok bakanlığın ve ilgili kuruluşların da aralarında bulunduğu “Sağlık Endüstrileri Yönlendirme Komitesi”, manyetik rezonans, ultrason, bilgisayarlı tomografi, dijital röntgen ve hasta başı monitörü cihazlarının yerlileştirilmesi çalışmalarına başlanması için karar verdi. Tıbbi Cihaz Sektörünün, ülkemizde önemi sonradan anlaşılan ve geç de olsa stratejik öneme sahip sektörler arasına girmesi ve bu tür çalışmalar yapılması, sevindirici ve umut vericidir. Asıl önemli olan yapılan bu çalışmaların, uzun vadede sürdürülebilir, geliştirilebilir ve kalıcı olmasıdır. Yerlileştirme süreci global firmalarla değil, yerli üreticilerimizle yapılmasından yanayım. Yerli üreticilerimiz bu bilgiye, beceriye ve deneyime sahip, yeter ki Devletimiz ve Hükümetimiz bu konuda firmalarımıza hep destek ve tam destek versin.

Üniversite hastaneleri ve kamu hastanelerinde geri ödeme sorunu ile ilgili çalışmalar ne aşamada?

Sizlerin de bildiği üzere, “Tıp Fakültelerinin Birikmiş Borçlarının Maliye Bakanlığı Tarafından Ödenmesi” kanun tasarısı 29.03.2018 tarihinde yasalaşmıştır. Buna göre YÖK Kanununa geçici bir madde eklenerek, belirlenmiş olan kanun hükümlerine göre ödemelerin yapılması planlanmaktadır. Sektörümüz adına sorunun çözümü için yaklaşık bir yıldır, Türkiye Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikası (SEİS) ve TÜMDEF ve sağlık platformunda yer alan tüm STK yöneticileri tarafından üst düzey görüşmelerde bulunulmuş, sorun kamuoyu gündemine ve ulusal basına taşınmış ve bu gayretlerle sonuç alınmıştır. Ancak sürecin bundan sonra nasıl işleyeceği konusunda (özellikle kesintiler) bazı muğlaklıklar bulunmaktadır. İlkesel olarak baktığımızda, bir hukuk devletinde karşılıksız şekilde kesintiye gidilmesi kabul edilebilir ve hakkaniyetli değildir. Son gelinen noktada hem sektörümüz, hem üniversiteler uzlaşmaya mecbur durumda bırakılmıştır. Muhtemel kesintilerin rasyonel bir dayanağının olması ve kabul edilebilir düzeyde kalması için gayret göstererek sektörümüzü korumak gerektiğine inanıyorum. Kamu hastane ödemelerinde de şu an 9 ile 12 ay arasında değişiklik göstermekte. Bu konuyla ilgili de Sağlık Bakanlığı’nın ödeme sürelerini 6 ay gibi bir zaman dilimine indirmeye çalıştıklarını biliyoruz. Evet ama yetmez diyoruz.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It