28 Kasım 2017

TÜRK JİNEKOLOJİ VE OBSTETRİK DERNEĞİ’NDEN NORMAL DOĞUM AÇIKLAMASI

ateş karateke foto2

 

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği ( TJOD) normal doğumlarla ilgili yaşanan sorunlar hakkında yazılı basında yer alan bazı haber ve yorumlarda meslektaşlarımız Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Hekimlere ön yargılı yaklaşımlarla türlü suçlamalar üzerine, ilgilileri ve kamuoyunu aydınlatmak maksadıyla bu konuda açıklamada bulunma zorunluluğu duymuştur.

Türkiye halen Avrupa Birliği ülkeleri ve OECD ülkeleri içinde 2016 yılı için % 53 sezaryen oranı ile doğumun cerrahi kesi ile en yüksek hızda gerçekleştirildiği ülkedir. 2015 yılında sezaryen oranı   % 50,4, 2009 yılı için ise % 42,7 dir; dolayısı ile veriler eşliğinde sezaryen hızında düşme şu anda söz konusu değildir. (Bkz: OECD Health Data, 2015)

OECD Sağlık Verileri analizi sonucunda Türkiye’de anne ölüm oranlarının 2003’te yüz binde 61 oranından, 8 yıl içerisinde yüz binde 16’ya düştüğü görülmektedir. Bu orandaki düşüş Türkiye dışındaki OECD ülkeleri için 23 yılda 1960 da 60,1 olan anne ölüm oranının 1982 de ancak 16,8 e indirilmesi ile sağlanabilmiştir. (Bkz: Baris et al: Health care in Turkey: From laggard to leader BMJ 2011)  

Anne ölümlerindeki düşüş ve yeni doğan sonuçlarındaki iyileşmelerin sağlanmasında en büyük çaba, herkesten önce, 24 saat boyunca, tatil günleri de dahil yılmadan çalışan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimler tarafından sarf edilmektedir.

Vajinal doğumun anne ve yeni doğanda sorun oluşturmadan ve tıbbi komplikasyonları artırmadan yapılması, tüm Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimlerinin ana hedefidir. Komplikasyon oluşacağı düşünülen ya da öngörülen olgularda zaten sezaryen legal olarak uygulanmaktadır.   Dahası, sezaryen oranlarının artmasının anne ve yeni doğanda ve anne karnındaki ceninde komplikasyon gelişimini önlemediği de yayınlanmıştır ( Bkz:Pallasmaa N et al: Acta Gynecol Obstet Scand 2013; 93:1168).

Vaginal doğumun artırılması yolunda çabalar sürerken yılda yaklaşık bir buçuk milyon doğum yaptırılan ülkemiz için anne-bebek ölüm oranları ve anne ve bebekte gelişen komplikasyonları esas alarak istatistiksel bağlamda değerlendirmek ve sorunları bu veriler üzerinden tartışmak doğru olacaktır. Çok sayıdaki doğum içerisinden, nadir sayıdaki olguların öne çıkarılarak sunulması doğru ve etik bir yaklaşım olarak kabul edilemez.   Ülkemizde bütün Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı hekimler, sosyal yönüyle toplumsal beklentinin çok yüksek olduğu bu alanda büyük fedakârlıklarla görevlerini ifa etmektedir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Hekimler, anne ve karnındaki bebeği olmak üzere iki insana sağlık hizmeti sunduğunun bilinci ve sorumluluğu ile hareket etmektedir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Hekimler, hekimliğin öncelikli kuralının “Öncelikle zarar verme” ilkesi olduğu bilincindedir. Hipokrat yemini etmiş her hekim, hekimlik etiğine uygun davranarak bu ilkeye uymak zorundadır.  Hastaya zarar vermemek, sağlık vermekten daha büyük öncelik taşır.

Hekimliğin bu temel ilkesi sağlık haberciliği temelinde sağlık alanında haber yapan, yayıncılar, muhabirler için de aynen geçerli olmalıdır. Hiçbir şey insan yaşamından daha değerli olamaz ve yayıncıların sansasyonel haber yapma kaygıları, bugüne kadar o hastanede binlerce hastayı sağlıklarına kavuşturan, dünyaya bir çok sağlıklı bebek gelmesini sağlayan doktorları rencide etmemeli ve halkı infiale sevk etmemelidir. Hukuk, içinde bulunduğumuz hayatın kendisidir. Hiç kimse kesin ve inandırıcı deliller olmadığı sürece suçlanamaz. Yargı ve Yüksek Yargı’nın temel yaklaşımının da bu yönde olduğu herkesçe bilinmektedir. Medyaya hakim olan sağlık haberciliği anlayışının da yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Sağlık konularını bilmeyen, araştırmayan, haberciliği rating uğruna sansasyona alet edenlerin yine haberciler yani kendi meslektaşları tarafından engellenmesi ve bu tavırların son bulması en önemli beklentilerimizden biridir.

Günümüzde televizyonlarda, gazetelerde, yazılı veya sosyal  medyada yer alan sağlık haberlerine bakıldığında ne yazık ki pek çok sorun görülmektedir. Bu sorunların büyük kısmını  “Doğruluğu bilinmeyen haber”, “Yargısız infaz” ve “Gizlilik, yani kişilik haklarının ihlal edilmesi” oluşturmaktadır. Bu haberler ne yazık ki son yıllarda tüm sağlık sorunlarından sanki hekimler ve sağlık çalışanları sorumluymuş gibi hekimlere ve sağlık çalışanlarına giderek artan şikayet ve şiddetin de en önemli nedenlerinden biri olmaktadır.
Sağlık sektöründe, gerçeği yansıtmayan veya haksızlığa yol açan haberlerin sayısı arttıkça, hekimler medyaya kuşkuyla bakmakta, hatta görevlerini ifa ederken ürkmekte, hastanın mağdur, hekimin ise sanık olduğu önyargısı ile yapılan bir habercilik anlayışı karşısında büyük üzüntü yaşamaktadırlar.

Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü’nün Sağlık Medyası için yayınladığı bildiride; “Vereceğiniz haberler hasta, sakat ve çocuklara aitse, bir kez daha düşünün.  Özel hayatı ve acıları haber yapmayın. Acıyı duygu sömürüsü için asla kullanmayın.” ifadeleri kullanılmıştır. Bu yaklaşım çağdaş sağlık haberciliği için makul bir yol göstericidir.

Sonuç olarak, ülkemizde görsel ve yazılı basın kuruluşlarının kamuoyunu doğru bilgilendirici ve adil olma ilkelerini benimsemesini, sağlık haberleri hazırlanırken bunun görevini özveriyle sürdüren hekimler üzerinde yaratacağı olumsuz etkilerin de gözetilmesini, medyanın kendi etik karar verme sürecini özümseyerek haberleri hazırlamasını özellikle beklemekteyiz.

Kamuoyuna saygıyla sunulur.

 

 

     PROF.DR. ATEŞ KARATEKE                       OP. DR. LEYLA MOLLAMAHMUTOĞLU

               TJOD BAŞKANI                                   TJOD ANKARA ŞUBESİ BAŞKANI

                                                                           TJOD HUKUK ETİK KURUL BAŞKANI

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It