24 Nisan 2019

TGRD Başkanı Öztürk: SUT fiyatları artmadığı için malzeme temininde sıkıntı yaşıyoruz

Basın top.1

 

 14.TGRD Yıllık Toplantısı ve EVIS 2019 (EndoVascular and Interventional Symposium) Uluslararası Ortak Toplantısı 19-23 Nisan tarihleri arasında İstanbul Hilton Bosphorus Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Türk Girişimsel Radyoloji Derneği (TGRD) tarafından düzenlenen Toplantı çerçevesinde organize edilen basın toplantısına; TGRD ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Mehmet Halil Öztürk, TGRD ve Kongre Genel Sekreteri Prof. Dr. Kıvılcım Yavuz, Kongre Bilimsel Kurul Başkanı Prof. Dr. Devrim Akıncı, Kongre Danışma Kurulu Başkanı ve Bilimsel Kurul Üyesi, Rush Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Arslan ile Prof. Dr. John Kaufman katıldı.

 

Sosyal Güvenlik Kurumunca Girişimsel Radyoloji işlemlerinde kullanılan malzemelerin fiyatlarına yıllardır enflasyon ile orantılı düzenleme yapılmadığını söyleyen TGRD ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Mehmet Halil Öztürk, “Her sene olduğu gibi, bir sivil toplum örgütü olarak halk sağlığı için önemli olduğunu düşündüğümüz malzeme temini ve fiyatlandırması konularında ilgililere bilgi verme ve uyarı görevimizi yapmak istiyoruz. Malzemelerin temininde giderek artan güçlükler oluşmaktadır. Buna bağlı hasta mağduriyetleri olmaması için, tıbbi malzeme fiyatlarına enflasyon ile orantılı düzenlemelerin düzenli olarak yapılmasını önermekteyiz” dedi.

 

Tıptaki ve Girişimsel Radyoloji’deki gelişmeler sayesinde, zamanında müdahale yapılması şartıyla, inmenin artık tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu anlatan Prof. Dr. Öztürk, “Ancak, bu tedavinin zamanında yapılabilmesi için sağlık sisteminde etkin bir organizasyon yapılması gereklidir. Ankara İl Sağlık Müdürlüğü bu konuda çok başarılı bir model ortaya koymuştur. Bu modelin tüm Türkiye geneline yayılması gerektiğini düşünüyoruz. Yaşam süresinin uzaması nedeniyle, önümüzdeki 30 yılda diyabet ve damar sertliği artacaktır. Bunun sonucu olarak da -özellikle ayak damarlarında- atardamar darlık ve tıkanmaları çok daha sık görülecektir. Bunların tedavisiz kalması, ampütasyonlara ve yaşam kalitesini bozulmasına neden olacaktır. Girişimsel radyoloji, bacak ve ayak damarlarının darlık ve tıkanmalarının tedavisinde çok etkin bir yere sahiptir” diye konuştu.

 

Prof. Dr. Öztürk şunları söyledi: “Girişimsel Radyoloji hem damarların, hem de damar dışı yapıların hastalıkları ile ilgilenmektedir. Bu toplantıda, Tümör yakma tedavilerinde güncel durum ve girişimsel radyolojinin yeri, İnmenin tedavisinde güncel durum ve girişimsel radyoloji, Bacak damar tıkanıklıkları tedavilerinde güncel durum ve girişimsel radyolojinin yeri ele alındı, Tümör tedavilerinde girişimsel radyoloji çok önemli bir yer almaktadır. Tümör yakma tedavileri bu konuda en sık uygulanan işlemler biridir. Bu tedavi ile tümörü uygun dönemde saptanmış hastalarda, tümör tamamen ortadan kaldırılabilmektedir.”

 

Kanser tedavisinde tümör yakma yöntemi ile ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Devrim Akıncı ise şunları söyledi: “Perkütan Tümör Ablasyonu, tümöre, ultrason, bilgisayarlı tomografi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kılavuzluğunda özel iğneler ile girilerek, tümörün yakılarak tahrip edilmesidir. Son yıllarda dünyada ve ülkemizde yaygın olarak kullanılan bu yöntem için kullanılan teknikler sürekli olarak gelişme göstermektedir. En sık kullanılan radyofrekans ablasyon ve mikrodalga ablasyondur. Uygun hastalarda cerrahi tedaviye göre avantajları genel anestezi gerektirmemesi, iğne deliğinden yapılabilmesi, hastanın aynı gün veya ertesi gün evine gidebilmesi ve normal hayatına dönebilmesi ve gerekirse birden fazla kez tekrarlanabilmesidir.”

 

Bacak damar tıkanıklıkları tedavilerinde güncel durum ve girişimsel radyolojinin yeri hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Bülent Arslan da, “Girişimsel radyoloji, kalp damarları dışında tüm damar hastalıklarının anjiyografi kullanarak tedavisini yapan bölümdür. Kronik damar darlık ve tıkanmalarını açabilen bir ilaç yoktur. Daha önce ameliyatla tedavi edilen damar tıkanmaları, yerini daha kolay ve riski daha az olan girişimsel anjiyografi ile yapılan tedavilere bırakmaktadır. Bunun bilincinde olan sağlık endüstrisi de son yıllarda çok büyük atılım yaparak damar tıkanmalarını açmada kullanılan balon ve stentlere ek olarak damar açma cihazları geliştirmektedir. İlaç kaplı balonlar ve ilaç kaplı stentler açılan damarların daha geç tıkanmasını ve daha uzun süre açık kalmasını sağlamaktadır. Damar tıraşlama yöntemi damar açmada son yıllarda kullanıma giren yeni bir yöntemdir. Önümüzdeki dönemde vücutta eriyen ve iz bırakmayan stentler yaygın olarak kullanıma girecektir. Bu yöntemler tedavide başarıyı arttırmakta, riskleri azaltmakta ve açılan damarların daha uzun süre açık kalmasını sağlamaktadır. Damar tıkanmalarının önemli örneklerinden biri şeker hastalarında gelişen ayak yaralarıdır. Toplumda, bu yaraların şeker hastalığına bağlı olduğu düşünülür ve tedavisi için genellikle yara bakımı yapılır. Aslında şeker hastalarında görülen ayak yaralarının yarısında atardamar tıkanmaları vardır. Bu nedenle ayak yarası gelişen her şeker hastasında ayak damarlarının mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Ayak damarlarının tıkalı olması, yaraların iyileşmesini geciktirir. Çünkü damar tıkanması, ayağa yeterli kan (besin ve oksijen) gitmesini engeller. Damarların anjiyografi kullanılarak girişimsel yöntemlerle açılması yaralarda çok hızlı iyileşme sağlayarak ampütasyonları (bacak kesilmelerini) büyük oranda engellemektedir. Bu tedaviler deneyimli girişimsel radyologların eli altında %95 üzerinde başarılı ve klinik olarak da ampütasyonları % 80 civarında önlemektedir. Son 20 yılda bu alandaki gelişmeler sonucu damar tıkanmalarının tedavisinde en sık kullanılan yöntem anjiyografi ile damar açma tedavileridir. Bu tedavilerin kolay olması, ameliyata göre az riskli olması ve yüksek teknoloji ile desteklenmesi en önemli avantajlarıdır” diye konuştu.

 

İnme ile ilgili konuşan Kıvılcım Yavuz, “İnme geçirdiği anlaşılan, hızlıca muayene ve görüntüleme yöntemleri ile tanısı konan bir hastanın tedavisine ivedilikle başlanmalıdır. Hastanın şikayetleri başladıktan sonraki ilk 4-6 saat, beyin dokusunun kalıcı hasara uğramadan tedavinin yapılabilmesi için çok değerlidir. Bu zaman aralığında donanımlı bir inme merkezine getirilerek tanı alan hasta, pıhtı eritici ilaç uygulaması ve/veya girişimsel olarak tıkanan damar içindeki pıhtının çıkarılması yolu ile tedavi edilir” dedi.

 

İnmenin tedavisinde Ankara İl Sağlık Müdürlüğü modelini anlatan Yavuz şöyle konuştu: “Ankara İl Sağlık Müdürlüğü, 2018 yılı Nisan ayında düzenlediği toplantılar ile Akut İnme’nin medikal tedavisi (koldan ilaç vererek pıhtıyı eritme) ve medikal tedavi ile düzelmeyen hastalar için Girişimsel Tedavisi’ni (kasık damarından girerek bir kateter ve / veya stent yardımı ile tıkanmaya neden olan pıhtıyı çıkararak damarı açma) üstlenebilecek bilgi, deneyim ve donanım sahibi olan üniversite ve devlet hastanelerinin hekimleri ile görüşmeler ve bilgi alışverişinde bulunduktan sonra gönüllülük esasına dayalı ve 7-24 hizmet verebilecek hekim ve hastaneleri belirleyerek bu hastanelerin her ay belli günlerde ‘Akut İnme Merkezi’ olarak görev almalarını hedef alan bir nöbet sistemi kurdu. Bu uygulamada hafta içi günlerde mesai bitimine kadar akut inme şüphesi olan hastalar 112 ambulans sistemi ile en yakın İnme Merkezleri’ne; mesai bitimini takiben ise aylık nöbet listesine uyarak hangi hastane o gün nöbetçi ise bu hastaneye götürülmek suretiyle hastalar en hızlı şekilde teşhis ve tedavilerini düzenleyebilecek hastane ve hekimler ile buluşturuldu. Bu uygulama başladığında medikal tedavi ve yatak kapasitesi uygun ve yeterli olduğu halde girişimsel tedavi yöntemlerinin uygulanamadığı hastaneler vardı. Ancak Ankara İl Sağlık Müdürlüğü bu hastanelerin kapasitesinden de yararlanabilmek amacı ile diğer hastanelerden bu alanda tecrübeli ve gönüllü hekimlerin nöbet günlerinde bu hastanelere görevlendirilmelerine olanak sağlayarak bu açığı da kapatıp Ankara hastane ve hekimlerinin tüm kapasitesini kullanarak ‘Akut İnme’ ile savaşta büyük bir adım attı ve bu model tüm Türkiye’de Akut İnme ile mücadelede ciddi bir motivasyon sağladı.”

 

Prof. Dr. John Kaufman da şunları söyledi: “Amerika Birleşik Devletleri’nde Girişimsel Radyoloji eğitimi yaklaşık 30 yıl ‘Yan Dal’ olarak verilmiştir. Ancak, zaman içinde artmış işlem çeşitliliği ve karmaşıklığı nedeniyle, artık birçok alt uzmanlaşma içermeye başlayan Girişimsel Radyoloji eğitiminin daha iyi verilebilmesi için Ana Dal olması gerekliliği görülmüştür. Çünkü Girişimsel Radyoloji artık fiilen periferik vasküler, non-vasküler, nörovasküler gibi alt dallara sahip hale gelmiştir. Bu nedenle, “American Board of Medical Specialties (ABMS)” 2012’de Girişimsel Radyoloji’yi ‘Ana Dal’ olarak kabul etmiş olup, 2014 yılında da Accreditation Council for Graduate Medical Education (ACGME) bunu onaylamıştır. UEMS de 2009’da Girişimsel Radyoloji’yi, Radyoloji’nin altında bir Yan Dal olarak kabul etmiştir. Bu karardan sonra Avrupa’da birçok ülkede (Birleşik Krallık, Çek Cumhuriyeti, Hollanda, Yunanistan) Girişimsel Radyoloji resmi yan dal olmuştur. Diğer yandan Avrupa’da birçok ülkede “Ana Dal” olması için çalışmalara başlanmıştır. Türkiye’de girişimsel radyoloji alanında önemli işler yapılmaktadır.”

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It