28 Nisan 2016

SAĞLIKSIZLIK HER ZAMAN KLİNİK HİZMETLERDE YETERSİZLİK ANLAMINA MI GELİR ?

haydar sur Prof. Dr. HAYDUR SUR

Klinik hizmetlerde başarı tek başına ülke sağlığını istenilen yere taşıyabilir mi? Hayır. Kısır bir döngü olarak sağlıkla ilgili sorunlar değil, hep sağlık hizmetlerini alırken yaşanılan sıkıntılar konuşulur bu ülkede.  Çünkü biz sağlığı kendiliğinden bize verilmiş olan ve birkaç hastalık durumu yaşasak bile onların da teşhis ve tedavisini iyi doktor ve iyi hemşirelerle gerçekleştirerek hep sağlıklı kalabileceğimizi düşünmekteyiz. Ne yazık ki toplumun geneli gibi birçok sağlık profesyoneli de böyle düşünüyor. İşte büyük yanılgı budur.

Sağlık Bakanlığı son 15 yıldır bunun bir adım gerisini sorgulamaya ve sorunların nedenine inmeye yönelik adımlar attı. Daha öncelerden beri böyle akılcı müdahaleler sadece anne ve çocuk sağlığıyla sınırlı olarak vardı. Anne ve çocuk sağlığında kazanılan başarılar, böyle müdahalelerin önemini anlamaya yeter.

2016 yılından itibaren ne yapsak da sağlık düzeyimizde yine belirgin iyileşmeler elde etsek? Bu sorunun cevap anahtarı kronik hastalıklarla mücadelede saklıdır. Ülkemizin sağlık sisteminin şu anda yaşadığı en büyük sıkıntı aslında dünyanın diğer ülkelerininkinden farklı değildir. Yüzyıllara dayanan kökleriyle akut sağlık sorunlarının çözümü için kurulmuş düzeneklerle artık baskın hale gelmiş kronik sağlık sorunlarına çözüm üretmeye çalışıyoruz. Belki de 2020’li yıllardan itibaren dünyanın bütün ülkeleri kronik hastalıkların gerektirdiği yaklaşımla hizmetlerinin yeniden düzenlemek durumunda kalacaktır. Bu ne anlama geliyor?

Kişisel sağlık durumunun takibi en önemli konu haline gelecektir. Kişilerin hizmetleri kullanmada ve sağlıklarını korumada sorumluluk alması gündeme gelecektir. Zamanında kontrollere gelmeyenlerin bedellerini sigorta sistemleri ödemeyecektir.

Hastalık yönetimi hizmetlerin temel odağını oluşturacaktır. Hastalığın yönetilmesi demek işin içine sağlıkçıların dışındaymış gibi sanılan ama aslında içinde olması gereken diğer kurum ve mesleklerin girmesine yol açacaktır. Buna en güzel örneğini sosyal hizmetler oluşturmaktadır. Sosyal hizmet mantığı ile desteklenmemiş bir klinik hizmet modelinin ulaşabileceği başarı olsa olsa bizim şu anda elde ettiğimiz kadar olabilir.

Mesleklerin rol ve sorumluluklarının yeniden tanımlanması gerekecektir. Hekim olsanız bile sahada uygulamalar ile hastane hekimliği arasında büyük farklar olduğundan hastane hizmetlerinin sağlığı diğer hizmetleriyle rol paylaşımı yeniden ele alınmak zorundadır.

Aynı anda hem işsizlik sorunu yaşayan sağlıkçılar varken hem de sağlık personeli sıkıntısı yaşamak aslında ironik bir durumdur. Bunu çözmek için yüzyılların kalıplarını kırmak ve sıkıntısı çekilen mesleklerin rollerinden bir kısmını fazlalığı olan mesleklere kaydırmak gerekecektir.

Sağlık Bakanlığı’nın aslında doğrudan sağlığa atfedilecek işleri gören diğer mercilerle koordinasyonunu güçlendirmek gerekmektedir. Bunlar arasında özellikle her açıdan Belediyeler, gıda güvenliği açısından Tarım Orman ve Hayvancılık Bakanlığı, çevre sağlığı açısından Çevre Bakanlığı, sosyal hizmetlerle sağlık hizmetlerini desteklemek açısından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı gibi kurumlar sayılabilir. Sağlık hizmetlerinin finansmanı açısından zaten yoğun olarak işin içinde olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile uyumlu çalışıldığını farz ederek bu konuyu açmayalım.

Son olarak sağlık harcamaları konusuna iyice eğilmemiz gerekmektedir. Ülkemizin insanına dünyanın birçok ülkesinden daha z sağlık harcaması yapmayı reva görmemek gerekiyor. Sağlık harcamaları artıyor, yandık, bittik, buna nasıl dayanacağız, vb. söylemler kökten yanlıştır. Ülkemizde 2015 yılında yaklaşık 50 milyar dolarlık bir sağlık harcaması yapıldığı bildiriliyor. Gayri Safi Milli Hasılamızın da yaklaşık kişi başına 11 bin dolar olduğu bildiriliyor. Kayıt dışı ekonomi göz önüne alınırsa bunun 15 bin dolar olduğu da bildiriliyor. 79 milyon nüfusumuzun 11 bin dolar ile çarpılması ve 50 milyara bölünmesi bize toplam hasılamızın % 5.7’sinin sağlığa harcandığını gösteriyor. Bunun % 4.2’si kamu kaynaklarından diğer kısmı özel kaynaklardan oluşmaktadır ve dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinin harcamalarından belirgin olarak düşüktür. Gerçi burada belediyeleri ve diğer kurumların doğrudan sağlığa atfedilecek harcamalarının hesaba dahil edilmediğini sanıyoruz, o zaman gerçek durumda sağlığa ne kadar harcama yaptığımızı bilemiyoruz demektir ve bu kabul edilemez.

Sonuç olarak gittikçe zenginleşen ülkemizde sağlığa da en azından üretimde artışımız kadar kaynak artışını bir felaketmiş gibi gösteren bütün maliye varsayımlarını baştan reddetmemiz gerekmektedir.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It