15 Kasım 2016

“PET- BT tetkiklerini radyoloji uzmanı da raporlayabilecek”

radyoloji-kongre-1

Türk Radyoloji Derneği (TRD) tarafından düzenlenen “37. Ulusal Radyoloji Kongresi”, 1-5 Kasım 2016 tarihleri arasında Sueno Kongre Merkezi Belek-Antalya’da gerçekleştirildi. 37. Ulusal Radyoloji Kongresi, yüksek düzeyli ve merak uyandıracak bir bilimsel programla düzenlendi. Kongre çerçevesinde düzenlenen basın toplantısına; Türk Radyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşenur Oktay, TRD Görüntüleme Fiziği ve Güvenliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Orhan Oyar ile Prof. Dr. İsmail Mihmanlı katıldı. Kongre ile ilgili bilgi veren Prof. Dr. İsmail Mihmanlı, “1000’i aşkın katılımcının takip ettiği kongrede, radyolojideki bilimsel son gelişmeler ve güncel uygulamalar sunuldu, karşılaşılan sorunlara çözümler üretildi. Bilimsel programda yer alan konular alanlarında uzman olan değerli ulusal ve uluslararası bilim insanlarının katılımıyla tartışıldı. 97 oturum başkanı olmak üzere 146 konuşmacının yer aldığı kongrede, paralel olarak devam eden 5 salonda 63 oturum düzenlendi. Ayrıca her gün 5 adet Çalıştay Toplantısı gerçekleştirildi” dedi.

PET-BT raporlaması

Toplantıda bir konuşma yapan TRD Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun, PET-BT işleminin raporlama aşamasında, Nükleer Tıp ve Radyoloji uzmanlarının birlikte onaylama şartının aranmasının uygun olduğu kararını aldığını söyledi. Prof. Dr. Kaya, “Yaklaşık 10 yıldır kullanımda olan PET BT aygıtlarında teknolojik yenilikler gittikçe artmış ve görüntüler tüm vücudun BT görüntüleri ile birlikte verilmektedir. Bu durumda PET BT aygıtlarında elde edilen görüntülerinin radyoloji uzmanlarının tarafından görülmesi ve raporlanması, gereksiz tetkikleri önleyecek, hastaların ek radyasyon dozuna maruz kalmalarının önüne geçecek, diğer yandan ülke ekonomisine de katkıda bulunacaktır. İleri ülkelerde PET BT tetkiklerini radyoloji ve nükleer tıp uzmanları birlikte görmekte, raporlar iki imzalı olarak çıkmaktadır. Bu alanda Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu çok yerinde bir karar almış bulunmaktadır” diye konuştu.

Türkiye MR uygulaması sıklığında birinci sırada

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD’nin “Avrupa Birliği Sağlık İstatistikleri ve Türkiye” raporuna göre Türkiye’nin manyetik rezonans görüntüleme (MR) uygulaması sıklığında birinci, bilgisayarlı görüntüleme (BT)’de ise Fransa’dan sonra ikinci sırada yer aldığını belirten Prof. Dr. Tamer Kaya konuyla ilgili şunları söyledi: “OECD’nin raporunun Türkiye’nin sıra başı olduğunu net olarak göstermektedir, son beş yılda ise ülkemiz ilk sırada yer almaktadır. Bu sonuca halkın beklentilerinin neden olduğu, sürecin bunun üzerine şekillendiği düşünülmektedir. Hastalar kendilerine görüntüleme tetkiki yapılmadığı zaman hiçbir şey yapılmadığı hissine kapılmaktadır. MR’ın zararı da, yan etkisi de yoktur. MR çektirmeden hastaneden çıkmanın yanlış olduğu hissi vardır. Vatandaşın tatmin olarak ayrılmasının tek yolu o hizmetin verilmesidir. Hekim bununla mücadele edemiyor, yani gerekmiyorsa bile, hekim istemese de vatandaşın zoruyla bu noktaya geliniyor. Sadece gerektiği zaman yapılırsa ne gibi avantajları olduğu, her şeyin MR üzerinden kurgulanmaması gerektiği, bu tetkiklerin gerekli olmadığı zaman yapılmasının hastalara bir maliyeti olduğunun anlatılması gerekir. Hastalarımız, kendilerini muayene eden doktorlarının muayeneye daha çok zaman ayırmaları durumunda bundan çok daha fazla fayda göreceklerini bilmeliler. Hızlıca MR ile sonuç vermek klinisyenler için de kolay bir çözüm oluyor. Klinik hekimlik, görüntüleme yöntemlerinin cazibesi nedeniyle ihmal ediliyor. Bunlar hiçbir klinik rahatsızlığa neden olmadığı halde fazladan gereksiz araştırmaya gidilebilmesine neden olabiliyor. Bu da hem fazla bir mali külfet getirdiği gibi, gereksiz bir sürü ameliyat ya da işlemin yapılmasına yol açabiliyor. Bu sadece bize özgü bir sorun değil, Amerika’da da özellikle kas-iskelet sistemi MR’larında bir tendon veya kas üzerinde bir görüntü sinyali çıkabiliyor ve bunun üzerine bunun ameliyat edilmesi düşüncesi ortaya çıkabiliyor. Yani, gereksiz MR’larda bir sürü gereksiz tedaviye de kapı açılmış oluyor.”

“Radyasyon riski iyi analiz edilmeli”

Radyolojik tetkiklerin sağlığa olumsuz yansımalarının hep tartışılan bir konu olduğunu, ancak bu yöntemlerin sağlıkta vazgeçilmez ve riskleri, yararları ile oranlandığında önemsiz düzeyde olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaya, “X ışınları ve cep telefonlarında kullanılan enerjiler aynı gruba girmektedir. Her ne kadar aynı enerji seviyesine ve aynı fiziksel özelliklere sahip olmasa da ikisi de aynı gruba girmektedir ve bir zararı olmadığını söylemek kesinlikle mümkün değildir. Ama ne kadar zararlı olduğunu belirlemek çok önemli. X ışınları ilk bulunduğunda Röntgen ve çalışanları cihazları çok cazip bulmuşlar, hiçbir koruma önlemi olmadan bu cihazlarla sürekli, uzun süre deneyler yapmışlardır. X ışınına ilk maruz kalan kişilerin yaşamlarında ciddi sağlık problemleri ve hatta ölümleri bu yüzden olmuştur. Daha sonra 1920’li yıllarda dünya radyasyondan korunma komiteleri oluşturulmuş, zararları net olarak ortaya konulmuştur. Günümüzde radyoloji çalışanları, ne kadar radyasyon alacağını bilmektedir. Devamlı kendisinin ve hastasının alacağı radyasyon dozu dikkate alınarak çalışmaya girilmelidir. Hastaların korunması noktasında, radyasyonun dozu ile orantılı olarak vücuda zarar getireceği prensibi dikkate alınmalıdır. Ancak radyasyonun dozdan bağımsız zararları da vardır. Tek bir diş röntgeni bile çektirdiğinizde, dozu çok az olmakla birlikte bir şeyin tetiklenme riskinden bahsedilebiliyor. Onun için gerekmedikçe kesinlikle radyolojik yöntemlerin kullanılması yanlıştır. Günümüzde ultrason ve MR’ın bilinen hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır. Röntgen, bilgisayarlı tomografi, anjiografi ve momografi, X ışını kullanılarak yapılan yöntemlerdir. Fakat, bunlar içinde en yüksek doz bilgisayarlı tomografide alınmaktadır. Tarama amaçlı tomografi yapmak gerçekten bir topluma gereksiz doz vermektedir. Ortalıkta hiçbir şey yokken, bir hastalığın belirtisi yokken ya da daha önce bilinen bir hastalığı takip amacı yokken, gereksiz yere sadece bende bir şey var mı diye tarama amaçlı tomografi yapmak yanlıştır. Diğer yandan gerçekten gereklilik söz konusu ise tomografinin yerine göre MR ve Ultrasonografi gibi bilinen, radyasyon riski olmayan yöntemlere göre çok başarılı olduğu alanlar vardır ve bu amaçlarla kullanılmalıdır. Tıpta radyasyon dozu görecelidir. Eğer gerekli ise tomografi kullanmaktan çekinilmemelidir” şeklinde konuştu.

Dünya Radyoloji Günü 2016 teması: Meme radyolojisi

Her yıl 8 Kasım’da düzenlenen Uluslararası Radyoloji Günü’nün, bu yıl Meme Radyolojisi teması ile kutlanacağını anlatan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşenur Oktay, “Bu tarihin anlamı, 8 Kasım 1895’te Wilhelm Conrad Röntgen tarafından X-ışınlarının bulunduğu gün olmasıdır. Radyoloji disiplininin genel tıp içindeki rolünü anlatmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla, ESR (Avrupa Radyoloji Derneği) ve TRD (Türk Radyoloji Derneği) dahil olmak üzere bu çatı altındaki tüm ulusal dernekler, ISR (Dünya Radyoloji Derneği), ACR (Amerikan Radyoloji Birliği) ve RSNA, Asya Pasifik Radyoloji Birliği ve diğer pek çok derneğin katılımı ile her yıl farklı bir konu ele alınarak bu gün içinde etkinlikler yapılmaktadır. Meme kanseri, kadınların önemli sağlık sorunlarından birisidir. Tüm kadın kanserleri içinde görülme sıklığı olarak birinci sırada, kanser ölümleri içinde ise ikinci sırada yer almaktadır. Bu hastalıkla mücadelede elimizdeki en güçlü silah ‘erken tanı’dır. Memenin radyolojik inceleme yöntemi olan mamografi, erken tanıda etkinliği kanıtlanmış tarama yöntemidir. Mamografi klinik bulgu vermeyen, elle hissedilmeyen kanserleri gösterme gücüne sahiptir. Bu nedenle radyolog meme kanserinin belirlenmesinde ve uygun tedaviye yönlendirmede kilit role sahiptir. Tarama yapılan kadınlarda memede kuşkulu bir bulgu var ya da yok demek gibi önemli bir kararın altına imza atar. Meme kanseri ve tarama konusunda farkındalık oluşturmak için ülkemizde de son yıllarda giderek artan ciddi çalışmalar yapılmaktadır. T.C. Sağlık Bakanlığı, 40-70 yaşlar arasındaki kadınlarımızın taranması hedefiyle, 2 yılda bir organize tarama projesi başlatmıştır. Bu konudaki çalışmalarda planlamadan eğitime ve kalite denetimine kadar tüm aşamalarda TRD destek vermektedir. Amaç daha fazla kadına yüksek kalite standartları ile ulaşılmasını sağlamaktır” dedi.

Çocuklarda radyasyondan korunma

TRD Görüntüleme Fiziği ve Güvenliği Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Orhan Oyar da çocuklarda radyasyondan korunma ile ilgili şu bilgileri verdi: “Radyolojide özellikle tanı amaçlı kullandığımız röntgen, mamografi, bilgisayarlı tomografi (BT) gibi cihazlar X-ışınları kullanarak görüntüler oluştururlar. Bizlerin bu şekilde elde edilmiş görüntülere bakarak tanı koymaya çalışır hastalıkları teşhis ederiz. Bu türden cihazları kullanarak görüntü elde ederken tüm hastalarımız için dikkatli olmamız bir zorunluluk olmakla birlikte çocuklarda çok daha hassas davranmalıyız. Çünkü çocukların hücreleri daha hızlı bölünüp çoğaldığından ve organları daha az farklılaştığından radyasyona erişkinlerden daha duyarlıdır. Erişkinlere verilen dozlarla yapılan çekimlerde erişkinlere göre daha yüksek organ dozlarına maruz kalırlar. Ayrıca önlerinde muhtemelen erişkinlerden daha uzun bir yaşam süresi bulunduğundan, hayatı boyunca iyonizan radyasyona bağlı istenmeyen kanser gelişim riski 2 ila 5 kez daha yüksektir. Bu nedenlerle çocukları gerek iyonizan gerekse non-iyonizan radyasyon uygulamalarından ve bunları yayan cihazlardan uzak tutmalıyız. Çocukları tetkik ederken radyolojik görüntüleme yöntemlerinden iyonlaştırıcı radyasyon içermeyen ultrasonografi ve/veya manyetik rezonans görüntüleme gibi yöntemleri tercih etmeliyiz. Bilmeliyiz ki en az doz hiç verilmeyen dozdur. Ancak bazı durumlarda röntgen, BT gibi iyonlaştırıcı radyasyon uygulamalarını yapmak mutlak gereklilik olabilir. Böyle durumlarda, incelemeyi isteyen klinisyen ile radyologun bir araya gelip bu uygulamanın radyasyon riski ile tanısal yararlılığını düşünmeleri; tetkikten sağlayabilecekleri tanısal yararlılık, alınacak dozun yaratabileceği sorunların üzerinde geliyorsa böyle bir uygulamaya karar vermeleri, çekim sırasında da mümkün olabilecek en az dozla yeterli kalitede filmleri elde etmeye çalışmalıdırlar. BT çekimlerinde maruz kalınacak dozlar, röntgen çekimlerinden alınabilecek dozlardan birkaç yüz kez fazla olabileceğinden özellikle bilgisayarlı tomografi çekimlerine karar vermeden önce iki kez düşünülmelidir.”

Kongreye katılan firmalar

İlginin büyük olduğu kongrede birçok görüntüleme firması stant açarak ürünlerini tanıttı. Kongreye katılan firmalardan bazıları şöyle oldu: GE Sağlık, Siemens Healthineers, Toshiba, Philips, Kurt&Kurt, Carestream Health, Mealis, Onko Koçsel, Penta, Bayer, Opakim, Mes Medikal, Esaote, Telemed, Mindray, Pahtheon Healthcare Group, Mindways CT, İmedit, Teknikel, Varinak-Samsung, Guerbet, Medikal News.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It