26 Haziran 2016

MELANOM TÜRÜ CİLT KANSERİNDE SAĞLIKLI HÜCREYE ZARAR VERMEYEN YENİ TEDAVİ

IMG_7760IMG_7752

Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nce (American Society of Clinical Oncology-ASCO ) 3-7 Haziran tarihlerinde bu yıl 52’incisi düzenlenen Ulusal Kanser Kongresinde önemli gelişmeler paylaşıldı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği de, 25 Haziran tarihinde Hilton Bomonti Hotel’de düzenlediği Best of ASCO toplantısında ASCO’da ele alınan gelişmeleri Türk hekimlerle paylaştı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özet yaptığı açıklamada; “Türk Tıbbi Onkoloji Derneği olarak her yıl olduğu gibi bu yıl da ASCO’da öne çıkan başlıkları ülkemizdeki meslektaşlarımız ve kamuoyuna sunmak üzere Best Of ASCO toplantısında ele aldık. ASCO’da son 3 yıldır olduğu gibi immunoterapinin ağırlıklı olarak çalışmalara damga vurması bekleniyordu. İmmunoterapi dışında hedefe yönelik ajanlar ile ilgili dikkat çekici çalışmalar mevcutken, pankreas kanseri adjuvan tedavide ve metastatik nazofarenks kanseri ilk hat tedavide ise klasik konvansiyonel ajanlar ile elde edilen sonuçlar ümit vericiydi” dedi. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özet, ASCO’da tartışılan konu başlıklarının ülkemiz için önem taşıyanlarını şöyle özetledi:

İMMÜNOTERAPİ İLE AKCİĞER VE BÖBREK KANSERLERİNDE SAĞ KALIM ORANLARI ARTIYOR

ABD’de düzenlenen kanser kongresinde sonuçları açıklanan iki ayrı çalışma, böbrek hücreli kanserlerde, bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesi esasına dayanan “immünoterapi yönteminin” hastaların yaşam süresini uzattığını ortaya koydu. Amerika Birleşik Devletleri’nin Chicago kentinde düzenlenen American Society of Clinical Oncology (ASCO) 52. Kongresi’nde, bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek tümörü yok etmeyi amaçlayan immüno-onkoloji klinik araştırmalarının sonuçları açıklandı.

Cerrahi müdahale, radyasyon, kemoterapi ve hedefe yönelik uygulamalar, kanser tedavisinin temelini oluşturmaktadır. Standart olarak uygulanan bu yöntemler ileri evre kanser hastalarında hem sağ kalım hem de pozitif yaşam kalitesinde yeterli başarıyı gösteremeyebiliyor. Bu alanda yürütülen son klinik çalışmalardan biri bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilerek, tümörün yok edilmesine imkan veren “immüno-terapi”. Tümöre karşı hastanın bağışıklık sistemini çalıştırma prensibi, uzun yıllardır üzerinde çalışılan bir konu olmasına rağmen, uygun hedefin saptanıp ilaç haline getirilmesi günümüzde çığır açtı. Böbrek kanserinde ve akciğer kanserinde de söz konusu ilaçlar hızla kullanıma girdi.

Yapılan çalışmaların uzun vadeli sonuçlarında immünoterapi ajanlarının hastaların sağ kalım süreleri üzerinde anlamlı etkileri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar onkoloji tedavisinde bilim insanları arasında heyecan yaratmaktadır çünkü, yaşam süresinde uzama ve yan etkilerin az olması hastalara daha kaliteli bir yaşam olanağı sağlamaktadır.

MEME KANSERİNDE NÜKSÜ ÖNLEMEK MÜMKÜN MÜ?

ASCO 2016 yıllık toplantısında sunulan bir başka araştırma, erken evre meme kanseri olan menopoz sonrası kadınlarda bir aromataz inhibitörü olan letrozol adlı ilacın kullanım süresinin 5 yıldan 10 yıla uzatılmasının, meme kanserinin tekrarlama ihtimalini anlamlı derecede azalttığını ortaya koymuştur. Bu hasta grubu için standart olan 5 yıllık hormon tedavisinin 10 yıla uzatılmasının meme kanserinin tekrarlama riskinin %34 azalttığı gözlenmiştir. Erken evre hormon reseptör pozitif meme kanseri olan kadınlarda kanserin tekrarlama riskinin olduğu bilinmektedir. Yapılan bu çalışma uzatılan aromataz inhibitör tedavi süresinin meme kanserinin tekrarlama riskini azaltabileceğini onaylayarak birçok hasta ve doktora yol göstermektedir. Ayrıca daha uzun süreli aromataz inhibitör tedavisinin meme kanserinden korunmada etkisi olabileceğini de düşündürmüştür. MELANOM TÜRÜ CİLT KANSERİNDE SAĞLIKLI HÜCREYE ZARAR VERMEYEN YENİ TEDAVİ

Fransa’da Nice Üniversitesi araştırmacılarından Michael Cerezo ve Stephane Rocchi başkanlığındaki ekip tarafından “melanom” türü cilt kanseri tedavisine yönelik yeni bir ilaç geliştirildi. HA15, hücre zarı ile çekirdek arasında madde taşımada görevli ‘endoplazmik retikulum’ isimli yapıda bulunan immunoglobulin proteinini hedefliyor. Bununla reaksiyona girince kanser hücresinin içindeki ‘endoplazmik retikulum’ zarar görüyor ve programlanmış hücre ölümü ve doğal yıkıcı mekanizmalar uyarılarak, melanom hücresi öldürülüyor. Ancak bu toksik etki normal hücreleri etkilemediği için, sağlıklı hücreler korunuyor.

Farelerde denenen ve insanlardan alınan biyopsiler üzerinde uygulanan yeni ilaç hedefe yönelik tedavilere direnç geliştirmiş hastalarda da etkili oluyor. Meme, kolon, prostat, pankreas ve hatta kronik miyeloid lösemi gibi diğer kanser türlerinde de fayda sağlayan söz konusu ilaç ile ilgili klinik çalışmalarının yakında başlaması bekleniyor.

BAŞ BOYUN KANSERLERİNDE YAŞAM SÜRESİNİ UZATAN YENİ İLAÇ

Pitsburg Üniversitesi Kanser Merkezi tarafından yapılan araştırma, hızlı ilerleyen ve tedaviye direnç gösteren baş ve boyun tümörlerinde (ağız ve yumuşak damak, farinks, larinks (gırtlak), paranazal sinüsler ve tükrük bezlerinin yassı hücreli kanserleri) etken maddesi Nivolumab olan Opdivo adlı ilaç ile uygulanan tedavinin az bir yan etkiyle genel yaşam süresini iki kat artırdığını gösteriyor. Ayrıca Nivolumab bu grup hastaların yaşam kalitelerini de anlamlı derecede artırıyor. Öyle ki çalışmanın sonuçlarının çok çarpıcı olması üzerine araştırma, karşılaştırma grubundaki hastalara da Nivolumab uygulanması için erken durdurulmuştur.

Nivolumab tedavisi genel anlamda uygulanan tüm hastalarda yaşam süresini arttırsa da, en fazla başarı özellikle insan papillom virüsü (HPV) pozitif olan hastalarda görülmüştür. Baş boyun kanserlerinin HPV enfeksiyonu ile olan ilişkisinin son yıllarda %250 artması nedeniyle bu sonuç önemlidir. Yapılan çalışmadan elde edilen bulgular 2016 Amerikan Kanser Derneği’nin (ASCO) Şikago’da yapılan yıllık toplantısında sunuldu. Bu heyecan verici sonuçlar başka tedavi seçeneği olmayan baş boyun kanserli hastalar için yeni bir standart tedavi seçeneği olacaktır. Ne yazık ki bu çalışmadaki hastaların çoğunda kanserin yine de ilerlediği görülüğü için bu konuda daha çok çalışma ve araştırma yapılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

LİKİT BİYOPSİ İLE KANSERİN ERKEN TEŞHİSİ VE KANSER TEDAVİSİNİN ETKİNLİĞİ SAPTANABİLİYOR

Likit biyopsiler 4. Evre kanser tedavi planı için standart doku biyopsilerine iyi bir alternatif olma yolunda. Kanser tedavisinde karşılaşılan en büyük zorluklardan biri hastadan hastaya, hatta aynı hastada zaman içinde farklılıklar gösterebilen genetik yapıda meydana gelen mutasyonlardır. Hedefe yönelik akıllı ilaçlar olarak adlandırılan yeni nesil kanser ilaçlarının bir çoğu, bu mutasyonları hedef alır ve bu mutasyonların tespiti tedavi kararında önemli bir yer tutmaktadır. Şimdiye kadar kansere ait mutasyonlar gibi kritik bilgilere tümör dokusundan girişimsel (invaziv) yöntemlerle alınan klasik biyopsilerle ulaşılırken, artık likit biyopsi denilen invaziv olmayan yöntemlerle de bu mutasyonlar tespit edebilmektedir.

Son yıllarda non-invazif yolla kanseri teşhis etme ve tedavinin gidişatını izleme fikri ön plana çıkmıştır. Araştırmalar sonucunda likit biyopsi kavramı keşfedilmiştir. Likit biyopsiler kanda dolan tümör hücrelerini (CTCs), kanda dolaşan tümör DNA’larını (ctDNAs), tümör hücrelerini ait yağ, protein, RNA gibi molekülleri içerebilir. 2016 yılında ASCO (American Society of Clinical Oncology) yıllık toplantısında yer alan bir çalışmaya göre likit biyopsiler hastaya en doğru tedaviyi seçmede önemli bir seçenek olabilir. Araştırmada 15.000’den fazla hastaya ait 50 farklı tümör tipine sahip hastadan alınan kan örnekleri genetik analize [(Next-generation sequencing (NGS)] tabi tutulmuştur. Genetik analizde aranan moleküller kanda dolaşa tümör DNA parçalarıdır. Likit biyopsilerin güvenilirliğinin test edilmesi için aynı hastalardan alınan tümör doku biyopsileri de genetik analize tutulmuştur. Yapılan analizler sonucunda; Kanda dolaşan tümör DNA parçalarında bulunan tümör büyümesini destekleyen genetik mutasyonlar (EGFR, BRAF, KRAS, ALK, RET), tümör dokularından alınan biyopsilerde de aynı oranda bulunmuştur. Böylece hastayı anatomik açıdan yorabilen tümör biyopsileri yerinekan testiyle tümörün genetik yapısı analiz edilmiştir. Bir başka deyişle; Likit biyopsiler tümörün tüm genetik yapısının bir portresini çıkarmaktadır. Peki likit biyopsiler kanser tedavisinde ne gibi kolaylıklar sağlayabilir? – Likit biyopsiler aracılığıyla tümördeki genetik değişiklikler takip edilerek hastaya en doğru tedaviler uygulanabilir. – Tedavinin etkinliği likit biyopsiler aracılığıyla tespit edilebilir. Örneğin, yapılan genetik analizlerde uygulanan ilaca direnç kazanmış tümör hücreleri tespit edilirse, farklı bir ilaç uygulanmasına başlanabilir. – Kanserin erken teşhis edilmesini sağlayabilir. Kanda dolaşan tümör hücrelerindeki değişiklikler tümörün klinik açıdan teşhis edilecek seviyeye gelmesinden daha önce meydana gelir. Böylelikle basit bir kan testiyle kanser erken evrede tespit edilebilir. – Likit biyopsiler bir tümördeki tüm genetik değişiklikler hakkında bilgi sunar. Tümör doku biyopsilerinde tümörün sadece belli bir bölümü alındığından, kısıtlı bir bilgiye sahip olunur.  Kanda dolaşan tümör DNA parçaları kan örneklerinde çok yüksek oranda tespit edilebilmektedir. Ancak beyin kanserlerinde tespit edilen kanda dolaşan tümör DNA parçası miktarları oldukça azdır. Bunun nedeni kan beyin bariyer sisteminin DNA parçalarının kana geçmesini engellemesidir. Özetle, likit biyopsiler tümörün genetik yapısını anlamada önemli bir role sahiptir. Likit biyopsiler ile birlikte kanserin erken evrede teşhis edilmesi, hastaya uygun tedavinin seçilmesi, tedavinin gidişatının izlenmesi amaçlanmaktadır.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It