13 Nisan 2018

MEDİKAL ENFLASYON; NEREYE KADAR?

Melih-Bulut

Prof. Dr. Melih BULUT yazdı…

Geçtiğimiz günlerde oğlumuzun özel sağlık sigortası için acenteden aradılar. Bu yıl ödememiz gereken ücretin geçen yıldan % 25 kadar fazla olduğunu öğrenince sebebini sordum. Karşımdaki genç arkadaşım “Efendim medikal enflasyon nedeniyle” dedi. Ben de “Medikal enflasyonu ben mi yaptım, bu canavarı ben mi yarattım ki niçin tamamını bana ödetiyorsunuz” dedim cevap veremedi.

İzleyenler biliyor; her konuşmamda 2011 yılında Japonya’da olan tsunami felaketinin birkaç dakikalık videosunu gösteriyorum. Aşırı hız ve yıkıcı teknolojiler çağı olarak adlandırılan günümüz dünyasını bu görüntüler çok iyi açıklıyor. İlk önce her şey yolunda gidiyor zannediyorsunuz ama birden bütün dehşetiyle tsunami geliyor ve o andan sonra ortam yaşanamaz bir hal alıyor. Eğer medikal enflasyon olarak söz edilen bu durumla ilgili gerekli tedbirleri, kamuda ve özel sektörde, hep beraber almazsak; israf, verimsizlik ve tıbbi hatalarla dolu sağlık harcamalarındaki artış sektörde tsunamisi etkisi yaratabilecek.

“Sil baştan, yeniden sorgulamalıyız”

Medikal enflasyon tıbbi işlem fiyatlarının, sağlık giderlerinin milli gelir artışından veya standart enflasyondan daha fazla artması demek. Bu ikisi arasında teknik farklar olabilirse de sonuçta sağlıkta aşırı pahalılaşma anlamına geliyor ve maalesef bu durum bütün ülkeler için çok ciddi bir sorun. Yani sağlık sisteminiz ne olursa olsun az veya çok medikal enflasyon yaşanıyor. Kronik hastalıklar ve kanser hastalarının artması, yaşlı nüfusun çoğalması gibi etkenlerle zorlanan sağlık sistemlerini bir de artan fiyatlarla, pahalı hizmet sıkıştırıyor. Değerli arkadaşlarım BU BÖYLE DEVAM EDEMEZ, çünkü mevcut durum bu haliyle sürdürülebilir değil. O halde eğitimden hizmete, bugüne kadar doğru bilerek yaptığımız ve yapamadığımız, her şeyi en baştan – sil baştan – yeniden sorgulamalı, tartışmalıyız.

Yalın hastane

Önce, verimlilik bizim derdimize çare olur mu? Hiç şüphesiz olur. 2016 OHSAD 7. Kurultayında Ortak Akıl Toplantısının konusu verimlilikti. Oradan çıkan raporu incelediğinizde sağlığın tüm basamaklarında verimliliğimizi arttırabileceğimiz ne kadar çok alan olduğunu görecek ve şaşıracaksınız. Hastanelerde yalnızca ciroya odaklanmak son yıllarda moda haline geldi; giderleri değerlendirmek ne kadar akla geliyor? Ciroya verdiğimiz kurumsal ilgiyi giderlerimize veriyor muyuz? Hastaneler paranın damla damla geldiği ama sel gibi gittiği yerlerdir. Yüzde 60-65’lerde seyreden personel gider kalemi ile işletmelerimiz daha ne kadar ayakta kalabilir, uzun vadede teknolojilerini yenileyebilir? Bu yüksek personel giderinin aslan payı hekim ücretlerine ait. Acaba Bakanlığın performans ve planlama gibi uygulamaları, dolaylı yoldan, medikal enflasyona kaç puan katkı yapıyor? Lütfen bunları gündeme getirmeyi tabu olmaktan çıkaralım, cesaretle konuşalım. İnsan sağlığının bütünselliğini içselleştirememiş, yaptığı işin bir ekip çalışmasının ürünü olduğunu idrak edemeyip sadece kendi kazancını düşünen hekim veya yöneticilerle nereye varabiliriz? İsrafı azaltan ve verimliliği arttıran kalite ve yalın hastane çalışmalarına hekimler niçin bu kadar direnç gösteriyor? Türkiye’de sağlık bütçesinin % 85’ini hastane hizmetlerine ayırdıkça medikal enflasyonla nasıl baş edebiliriz? BÖYLE DEVAM EDEMEYİZ.

Rasyonel fiyatlandırma

Özel sağlık sigorta şirketlerinin gücü bazı özel hastanelere ve zincirlere yetmiyor ama müşterilerine, bizlere medikal enflasyon var diyerek anormal zammı dayatıyor. Hastaneler, kurumlarında verimliliği sağlamak bir yana, rasyonel bir fiyatlandırma bile yapamıyor. Bizzat şahit oldum; bir yakınım için hastanede cihazın günlük kullanım bedeli olarak yazılan ücret neredeyse piyasa satış bedeline eşitti! BÖYLE DEVAM EDEMEZSİNİZ. Türkiye’de özel hastane fiyatlarının şişmesinin önemli bir sebebi, kanımca, özel sağlık sigortaları ile yapılan anlaşmalardır. Biliyorsunuz sigorta şirketleri hastanelerle indirim anlaşması yapıyorlar. Hastaneler cari fiyatlarını normal enflasyonun çok üzerinde, aşırı olarak arttırıyor ve sigorta şirketine de hoş görünmek için özel indirimler uyguluyor “size MR için şu kadar, laboratuar için bu kadar indirim verdim” diyorlar. Birkaç yıl içinde eğer fiyatlar güncellenmemişse aşırılık devam ediyor, cari fiyatlar şişiyor, olanda ücretini cepten ödeyen hastaya oluyor. Ayrıca pek çok kurum kendi cari fiyatlarını da maliyet analizi ile değil, yakın rakiplerine bakarak, ezberden düzenliyor. Bu yanlış, eksik ve özensiz fiyat politikasından en başta kendileri hasta kaybederek zarar görüyorlar ama farkında değiller.

Sağlığı ucuzlatan teknoloji var mı?

Teknolojinin girdiği her sektörde ürün ya da hizmet fiyatlarını ucuzlattığı biliniyor ama bu durum, sağlık sektöründe geçerli değil! Teknoloji alanında çalışan, üreten kardeşlerim; BURADA BİR SORUN VAR. Her seferinde, karşımıza bir yenilikle geldiğinizde ürününüzün hizmeti ucuzlatacağını iddia ediyorsunuz, ama tam tersi oluyor! Diğer taraftan sağlık; teknoloji geliştirenler, girişimciler için hem kârlı bir alan olduğundan, hem de sistemde bir sürü sorun olduğundan, doğrudan kazanç hedefi haline gelmiş durumda. Her aklına gelen en azından bir telefon aplikasyonu üretmeye çalışıyor. Ancak sağlığı “ucuzlatan” bir teknoloji ile henüz karşılaşmış değiliz. Teknoloji üretenler, geliştirenler, satanlar yenilik kadar medikal enflasyonu da dert etmeli. Tıbbi teknolojide hala büyük oranda dışa bağımlıyız. Genetikten malzemeye yerli ve milli ne kadar üretici varsa hepsini dinlediğinizde, onlar da yanlış politikalardan yakınıyorlar. Cari açığın etmenlerinden biri olmasına rağmen sağlıktaki dışa bağımlılığı giderecek adımlar şimdiye kadar hep lafta kaldı. Sağlığa ve sorunlara bütünsel yaklaşım yapmadan sadece sağlık market uygulamaları yaparak medikal enflasyonla mücadele etmek sorunlarımızı çözmeyebilir, hatta derinleştirebilir. Maalesef biz hala, ne kamu, ne özel sektörde medikal enflasyon konusunu gereğince konuşup topyekün mücadele için bir kararlılık gösteremedik BÖYLE DEVAM EDEMEYİZ.

Katastrofik sağlık harcamaları

Medikal enflasyonu tartışırken katastrofik sağlık harcamalarıyla ilgili de birkaç söz söylemeliyiz. İnsanlar hayatları boyunca sağlıkları için harcadıkları para kadar meblağı yaşamının son üç ayında tüketiyorlar. Sağlık otoritesi, sağlık sektörü bileşenleri ve sağlığın önderleri bu durumun ne kadar farkında? Aileler en sevdiği varlığı olan insanlarını kaybetmemek, bir gün daha fazla yaşatmak için varlarını yoklarını ortaya dökebiliyorlar ama bizler buna bir sınır koyabilmeliyiz. Umutsuz hastaların ailelerine durumu açıklıkla ifade ederek destek olmalıyız. Ülkemizde palyatif bakım faaliyetleri çok cılız, hospislerimiz yok, ötenaziyi tartışamıyoruz bile. Kamunun bu konuda harekete geçmesi gerekir. Yoğun bakım ünitelerini ve hastane yataklarını hospis olarak kullanmak hiç akılcı değil. Medikal enflasyon bu nedenle de körükleniyor. BÖYLE DEVAM ETMEMELİ.

Medikal enflasyonla mücadelede başarı

2017 yılında ABD’de birçok hastanın, pahalılıktan, yani medikal enflasyondan korktuğu için, tedavisini ertelediğini gösteren araştırma bulguları var. ABD’de sağlık sisteminde israf % 30’lar civarında ve tıbbi hatalara bağlı ölümler ilk dört neden arasında yer alıyor. BÖYLE DEVAM EDEMEZLER. O halde sağlık sistemimizi değişen ihtiyaçlara göre reforme ederken dünya örneklerini dikkate almalı ama fetişleştirmemeliyiz. Sağlık politikalarını bütünsel bir bakış açısıyla tekrar tekrar gözden geçirmeliyiz. ABD’de sağlık sektöründeki birleşmeler, yeniden yapılanmalar gibi şu anda yaşanan önemli gelişmeleri izlediğinizde bu bütünselleşme gayretini görüyorsunuz. Sağlık sistemimizde bütünselliği sağlayacak, pekiştirecek politikalar geliştirdikçe medikal enflasyonla mücadelede başarı sağlayacağız.

“SGK’dan hep bir şeyler istiyoruz”

SGK medikal enflasyonda ne kadar pay sahibi? Acaba SUT fiyatlarının yıllardır artmaması medikal enflasyona ne kadar katkı yapıyor? Bu soruların yanıtlarını biz bilmiyoruz, SGK’da bilmiyor, çünkü Türkiye’nin en önemli ödeme kurumu, yani sağlıkta paranın patronu ama patron gibi davranamıyor. “Özel sektöre kestiği cezalar nedir öyleyse” sorunuzu duyar gibiyim, evet haklısınız, patronluk yaptığı böyle bir alan var. SGK’nın gerçekten patron olması için biz neler yapmalıyız, bunu tartışmak bile aklımıza gelmiyor. Sektörün hangi bileşeni olursa olsun SGK’dan hep bir şeyler istiyoruz ama onlara ne verebiliriz bunu düşünmüyoruz. BÖYLE DEVAM EDEMEYİZ. Her konuda olduğu gibi; bir araya gelip SGK’nın daha etkin ve verimli çalışması için nasıl bir yapıda olmasını gerektiğini konuşup öneri geliştirmeliyiz. Belki de şu sıralarda Kemal Derviş’in enerji ve finansta kurduğu gibi sağlık sektörünün finansmanı için bir bağımsız kurul olması herkesin, en başta devletin yararına olabilir.

“Biz ekonominin itici gücü olabiliriz”

Sektörün hangi unsuru olursak olalım, medikal enflasyon bize zarar vermiyor zannedebiliriz. Ya da iş hacmi itibariyle dünyada lider sektör oluyoruz, medikal enflasyondan bize ne diyebiliriz. Ancak medikal enflasyonun bizi içten içe tüketen bir faktör olduğunu bilmeliyiz. Türkiye’de sağlığa milli gelirden ayırdığımız pay oransal olarak çok uzun yıllardır değişmiyor ve milli gelirin yirmide biri kadar. Çünkü devlet bütçesini yapan irade sağlığa ayrılan parayı, insana yatırım olarak değil, bir tüketim kalemi olarak görüyor. Halbuki göğsümüzü gere gere “Biz ekonominin itici gücü olabiliriz, toplumun kaynaklarını sürekli emen bir kara delik değiliz” demek için medikal enflasyonla samimi ve etkin bir şekilde savaştığımızı göstermeliyiz. Yoksa şimdiye kadar olduğu gibi bundan nemalanan unsurlar olarak görülüp ne toplum ne devlet tarafından gelecekte de ciddiye alınmayacağız. BÖYLE DEVAM ETMEMEK İÇİN BİRARAYA GELMELİYİZ. Otopsi masasına yatırılmadan biz bu medikal enflasyon hastalığını ameliyat masasına yatırıp tedavisini yapmalıyız.

 

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It