27 Ekim 2016

KANSERLİ HASTALARIN YÜZDE 90’I SİGARA İÇİYOR

dsc_3208

Kasım ayı  ‘Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı’ öncesinde; Türk Tıbbi Onkoloji Derneği, Türk Toraks Derneği, Türk Akciğer Kanseri Derneği ve İmmüno-Onkoloji Derneği biraraya gelerek; En ölümcül kanser olan akciğer kanserinin önlenmesi, akciğer kanserinden korunma, erken tanı ve etkili tedavi konusunda bilinç oluşturmak amacıyla, “Akciğerini Koru, Akciğer Kanseri Olma!” sloganıyla, ünlü oyuncuların da desteğiyle Akciğer Kanseri Farkındalık Kampanyası başlattı. İstanbul Feriye Lokantası Feyyaz Tokar Salonu’nda düzenlenen toplantıya; Türk Toraks Derneği Başkanı Prof. Dr. Fuat Kalyoncu, Türk Akciğer Kanseri Derneği Başkanı Prof. Dr. Rıza Çetingöz, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, İmmüno-Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Nalan Babacan ile kampanyaya destek veren sanatçılar katıldı.

HER YIL 30.000 YENİ TANI KONULUYOR

Konuşmasına akciğer kanseri ile ilgili bilgiler vererek başlayan Prof. Dr. Rıza Çetingöz, “Akciğer kanseri tüm dünyada en sık görülen ve kansere bağlı ölüm nedenleri arasında ilk sırada yer alan kanser türüdür. Akciğer kanseri ülkemizde de en sık görülen ve ölüme neden olan kanserler arasındadır. Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanlığı’nın 2012 yılı verilerine göre erkeklerde en sık; kadınlarda ise beşinci sıklıkta görülen kanser türüdür ve her yıl yaklaşık 30,000 yeni akciğer kanseri tanısı konulduğu tahmin edilmektedir. Erkeklerde tüm kanserlerin %21.8’ini, kadınlarda ise %4.9’unu oluşturmaktadır. Türkiye’de akciğer kanserine bağlı mortalite verileri değerlendirildiğinde, kanser, kardiyovasküler sistem hastalıklarının ardından en sık ikinci ölüm nedenini oluşturmaktadır” dedi.

EN SIK ERKEKLERDE GÖRÜLÜYOR

“Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) akciğer kanserinin 2012 yılında toplam 1.8 milyon yeni olgu ile tüm kanserlerin %12.9’unu meydana getirdiğini bildirmiştir” diyen Prof. Dr. Rıza Çetingöz şöyle konuştu: “Akciğer kanseri tüm dünyada, yıllık 1.2 milyon yeni olgu, tüm kanserler içinde %16.7 oranıyla erkeklerde en sık rastlanan kanser olma özelliği taşımaktadır. Kadınlarda beklenen insidans hızları genellikle daha düşüktür, yıllık 583,000 yeni olgu, tüm kanserler içinde %8 oranında görülmektedir. Akciğer kanseri sadece yaygın olarak görülen bir kanser olması yönüyle değil, neden olduğu mortalite yükü nedeniyle de oldukça önemli bir halk sağlığı sorunudur.”

BİLİNEN VE KANITLANAN EN BÜYÜK NEDEN TÜTÜN ÜRÜNLERİ

Tütün ve Tütün Ürünlerinin, Akciğer kanseri gelişiminde kanıtlanmış en önemli risk faktörü olduğunun altını çizen Prof. Dr. Çetingöz, “Akciğer kanserlerinin %90’ı sigara nedeniyle oluşur. Küresel Yetişkin Tütün Araştırması (KYTA) sonuçlarına göre, tütün kullanımında 2008 (%31.2; 16 milyon) ile 2012 (%27.1; 14.8 milyon) yılları arasında anlamlı azalma olmuştur. Aynı dönemde nargile kullanımında da önemli azalma olmuştur (%2.3’den %0.8’e). Sigara ve tütün ürünleriyle mücadele aksatılmadan sürdürülmeli ve daha kesin önlemler almaktan kaçınılmamalıdır. Bu mücadele ciddi bir şekilde devam edecek olursa, ülkemizde sigaraya bağlı hastalıkların ve akciğer kanserinin azaldığını görmek gelecekte mümkün olacaktır. Elektronik sigaranın, sigaradan kurtulmada etkili olamayacağı ve kanserojen maddeler içerdiği bilinmelidir” şeklinde konuştu.

ÇEVRESEL VE MESLEKİ RİSKLER İLE GENETİK FAKTÖRLERE DİKKAT

Sigara dumanından pasif etkilenim (SDPE) ile akciğer kanseri riskinin erkeklerde %37, kadınlarda %22 artış gösterdiğini kaydeden Prof. Dr. Rıza Çetingöz, “Radon gazı, akciğer kanser riskini %8-11 oranlarında artırmaktadır. Ev içi radon kaynağının önemli bir kısmı (%90) binanın temelindeki toprak ve kayalardır. Türkiye’de çoğunlukla kırsal alanda teması görülen Asbest maruziyeti de akciğer kanser riskini 1.5-5.4 kat artırmaktadır. Taşocağı veya yeraltında çalışanların maruz kaldığı silika, zararlılara karşı kullanılan kimyasallar olan pestisid, ağır metaller (nikel, kadmiyum, krom), polisiklikaromatik hidrokarbonlar ve klorometil eterler bilinen diğer kanserojen maddelerdir. Ayrıca; ailesinde akciğer kanseri veya genç yaşta akciğer kanseri gelişme öyküsü olan kişilerde akciğer kanser gelişme riskinde 2 kat artış vardır” dedi.

AKCİĞER KANSERİ İÇİN DE ERKEN TANI ÇOK ÖNEMLİ

Erken evrede tespit edilenlerin beş yıl sağkalım olasılığının %70’ler civarında olduğunu ifade eden Prof. Dr. Fuat Kalyoncu, “Bu nedenle, akciğer kanserinin, henüz şikayete sebep olmadığı, kişinin doktora başvurma ihtiyacı duymadığı “çok erken” dönemde yakalanabilmesi için bilim dünyası ciddi çaba sarf etmektedir. Yılda bir tekrarlanan akciğer grafisi ve/veya balgam tahlillerinin, akciğer kanserinden ölümleri engellemede veya azaltmada ya da geç dönemde yakalanmasını azaltmada bir rolünün olmadığı bilinmektedir. Sigarayı bırakma programları ile birlikte uygulanacak erken evrede yakalama amaçlı tarama programlarının daha iyi sonuç vermesi beklenmektedir. Düşük doz bilgisayarlı tomografi ile akciğer kanseri taraması sadece ABD’de ve Kanada’da yüksek riskli sağlıklı kişiler için tarama programları içine alınmıştır. Türkiye’de ise tarama programları içinde akciğer kanseri yer almamakta ve bu konuda risk grubunun belirlenmesi ve maliyet-etkililik çalışmalarının yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır” dedi.

FARKINDALIK YETERLİ DEĞİL, KORUNMA ÖNEMLİ

Prof. Dr. Kalyoncu şunları söyledi: “Hastalıkla mücadelede erken tanı ve tedavi büyük önem taşımaktadır. En önemlisi de hastalıktan korunmaktır. Bunun sağlanması için toplumda hastalık farkındalığının arttırılması önemlidir. Bu da akciğer kanserinin oluşmasında rol oynayan risk faktörlerinin iyi tanımlanmasını ve mümkün olanların önlenmesini gerektirir. Sigara bıraktırma konusundaki desteklerin ve yasaklama konusundaki önlemlerin artırılarak sürdürülmesi, mesleki ve çevresel maruziyetlerin ortadan kaldırılması hastalıktan korunmada esastır. Bu amaçla öncelikle risk altındaki popülasyon olmak üzere tüm toplumun akciğer kanseri hakkındaki farkındalığını artırmak ve sağlık çalışanlarının konuya ilgisini çekmek büyük önem taşımaktadır.”

AKCİĞER KANSERİNDE YENİ TEDAVİLER UMUT VERİYOR

Prof. Dr. Başak Oyan Uluç da şunları söyledi: “Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tedavisi hastalığın evresine göre değişim göstermektedir. Evre I ve Evre II’de ana tedavi yöntemi cerrahidir. Bu evrede cerrahiye uygun bulunmayan hastalar radyoterapi ile tedavi edilmektedir. Lokal ileri evre olarak adlandırılan evre III hastalıkta ise, ana tedavi yöntemi eşzamanlı kemoradyoterapi verilmesidir. Seçilmiş evre III hastalarda tedaviye cerrahi eklenebilir. Evre IV hastalıkta ana tedavi yöntemi sistemik tedavidir ve tedavi seçimi histolojik alt tip ve tümörde saptanan mutasyonlara göre kişiselleştirilir. Seçilmiş Evre IV vakalarda sistemik tedavi ile birlikte gerektiğinde palyatif amaçlı da olsa radyoterapi ya da cerrahi tedavi uygulanabilir. İleri evre KHDAK’li hastaların tedavisinde ise temel amaç sağkalımı uzatmak ve hayat kalitesini artırmaktır. İleri evre KHDAK’nde başlangıç tedavi seçeneğini etkileyen başlıca faktörler; hastaların genel durumu ve performansı, eşlik eden hastalıkları, hastalığın lokalizasyonu, yaygınlığı, metastaza ait semptomların varlığı, skuamöz veya non-skuamöz histoloji, hedeflenebilir mutasyonunun varlığıdır (EGFR, ALK, ROS1 vs.). “Kişiye özel tedavi” yapılabilmesinin önündeki en önemli engel yeterli kalitede doku örneği alınmamasıdır. Tedavi öncesinde immünohistokimya ve moleküler incelemelere yetecek kadar doku alınmalıdır.”

Doç. Dr. Nalan Babacan ise şu bilgileri verdi: “Yeni bir tedavi modalitesi olan ve immün sistemin tümöre karşı olan toleransını önleyen immüno-onkolojik tedavi yaklaşımının sağkalım süresi ve yan etki profili açısından kemoterapiye üstün olduğu gösterilmiştir. Bu tedavilere yanıt veren hastalarda kemoterapilerden farklı olarak, yanıt uzun süreli olabilmektedir. İmmüno onkoloji kansere karşı kişinin kendi savunma hücreleri ile mücadele etmesi olarak özetlenebilir. Bağışıklık sistemi (immün sistem) insan vücudunu izlemekte, onu bakteriyal ve viral infeksiyonlar gibi dış tehditlerin yanı sıra normal hücrelerden türemiş, kanser gibi anormal hücrelere karşı korumaktadır. Küçük hücreli akciğer kanseri genellikle metastatik hastalık olarak tanı almaktadır. Çok erken evre hastalık ve tanı dışında, KHDAK tedavisinden farklı olarak, tedavide cerrahinin yeri yoktur. Ana tedavi yöntemi evre I-III hastalıkta kemoterapi ve radyoterapidir; evre IV’te ise sistemik kemoterapi ve gerektiğinde radyoterapidir.”

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It