24 Ekim 2016

KANSER KORKUSUYLA ENDOSKOPİYE BAŞVURMAYIN!

dr-serhat-bor

Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, bazı reflü hastalarının kansere yakalanma korkusuyla gereksiz yere endoskopi yaptırmak istediklerini, her reflü hastasının endoskopiye ihtiyacı olmadığını vurguladı.

 

Reflünün teşhisi ve tedavi yöntemleri konusunda hazırlanan Türkiye Reflü Uzlaşı Raporu’na göre, Türkiye’de her 4 erişkinden 1’i, yani yaklaşık 13 milyon kişi reflü sorunu yaşıyor. Reflü en çok Marmara Bölgesi’nde, en az ise Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgelerinde görülüyor.  Batı ülkelerinde reflü yemek borusu boyunca yanma şikayetiyle ortaya çıkıyor. Türkiye’de ise reflü hastalarında yanma yarı yarıya az, ama ağıza acı, ekşi su ve yemeklerin gelmesi çok daha sık görülüyor.

 

Türkiye’de geçen yıl 64 milyon kutu proton pompa inhibitörü denilen reflü ilacının kullanıldığını ve Türk halkının %23’ünün reflü hastalığı olduğunu belirten TGD Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor, reflü olan her hastanın endoskopi yaptırmasına gerek olmadığını belirtti. Yapılan bir ankette, ‘reflü yüzünden kanser olmaktan korkuyor musunuz?’ sorusunda %59’luk bir kesimin kanser olmaktan korktuğunu, bu hastaların çok kolay suistimal edilebildiğini vurguladı. Türkiye’deki bazı hastaların doktora gittiğinde ilk isteğinin endoskopi yaptırıp kanser olup olmadığını teyit etmek olduğunu, fakat endoskopinin özellikle de takip endoskopilerinin çok az hastada gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Bor, Reflüde kanser başlamasının Barrett özofagusu hastalığından geçtiğini, eğer yeterli ellerde yapılmış iyi bir endoskopide Barrett yoksa kanser gelişip gelişmediğini teyit etmek amacı ile endoskopi yapılması gibi bir bilimsel kriterin olmadığını belirtti. Reflü uzlaşı raporunda, endoskopinin, birinci derece akrabalarında Barrett veya mide-yemek borusu kanseri öyküsü bulunan, yutma güçlüğü veya yutarken ağrı hisseden, istemsiz kilo kaybı, açıklanamayan kansızlık veya inatçı kusma gibi rahatsızlıkları olan hastalar için mutlaka gerektiğini bildirdi. Ayrıca 50 yaşın üzerindeki, özellikle 5 yılın üzerinde reflü semptomları gösteren hastaların ve 8 hafta süresince kullanılan reflü ilaçları ile sonuç alamayan hastaların bir defa endoskopi yaptırmalarının yeterli olacağını belirtti. Bu belirtilen rahatsızlıkların dışında yaptırılan endoskopilerin genelinin kanser korkusuyla yapıldığını da ekledi. Barrett özofagus hastalığı harici hiçbir şekilde endoskopinin sıklıkla yapılmaması gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Bor, bir defa Barrett sorunu görülmeyen hastada daha sonra bunu ortaya çıkmayacağını ekledi.

 

“ANKSİYETE BOZUKLUĞU VE DEPRESYON ORANLARI ÇOK YÜKSEK”

 

Psikiyatrik analizler sonucu reflü hastaları arasında anksiyete bozukluğu ve depresyon oranlarının yüksek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Bor, reflü hastaları için en çok önerdikleri ilaçlar arasında antidepresanların bulunduğunu belirtti. Problemin sadece psikiyatrik olmadığını da ekleyen Prof. Dr. Bor, rutin tedavilerinde antidepresanların yer alma nedenlerinin bu hastalarda sıklıkla görülen yemek borusu aşırı hassasiyetinin engellenmesi olduğunu ifade etti.

 

“REFLÜDE LABORATUVARIN YERİ YOKTUR”

 

Reflüde laboratuvar testlerinin yeri olmadığını önemle vurgulayan Prof. Dr. Bor, en çok kan testi yapıldığını fakat kan testi de dahil laboratuvar testlerinin hiçbirinin belirleyici özelliğinin olmadığını, tanı koymada da etkili olamayacağını söyledi. Reflü hastalarının boş yere laboratuvar testi yaptırmamaları gerektiğini sözlerine ekledi. Radyoloji tetkiklerinin reflü hastalarında faydalı olmadığını söyleyen Prof. Dr. Bor, erişkin ve çocuklarda radyolojik tetkiklerin sadece akalazya (yemek borusu kasılma bozukluğu) veya yutma güçlüğü çeken hastalarda faydalı olacağından da bahsetti.

 

“REFLÜSÜ OLANLAR ÇİKOLATA VE GAZLI İÇECEKLERDEN UZAK DURSUN”

 

Genel kanının aksine reflü hastalığını belli başlı gıda maddelerinin tetiklediği veya semptomlarını artırdığına dair verilerin kısıtlı olduğunu belirten Prof. Dr. Bor şunları söyledi: “Örneğin toplumda ve doktorlar arasında genel görüş kahve tüketiminin reflüyü tetiklediği yönündedir. Ancak yapılmış geniş ölçekli çalışmalar kahvenin reflü gelişimi ile ilişkisi olmadığını ortaya koymaktadır. Kahvenin aksine sigara ve tuz tüketimi reflü ile ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte; çikolata, yağlı gıdalar ve gazlı içeceklerin tüketimi reflü ile ilişkilendirilebilmiştir. Reflü hastalığında bölgelerdeki değişikliklerin yanı sıra bireysel yaşam stili büyük önem taşıyor. Çok geç vakitte özellikle kalori içeriği yüksek olan yağlı besinlerin yenilip yatılması reflü yakınmalarını artırıyor. Östrojenler, bazı tansiyon ilaçları, kemik erimesinde kullanılan ilaçlar reflüyü artırıyor. Ancak reflü için en büyük risk obezite. Obeziteyi asitli içecekler, sigara, tuz ve alkol takip ediyor. Sakız çiğnemek ise reflüye iyi geliyor. Reflüden korunmak için, çok sıcak içecekler içmeyin, asitli içeceklerden uzak durun, obezite ile mücadele edin, gece yemelerini bırakın, gece süt içmeyin. Kabızlık tedavisi için önerilen liften zengin diyetin reflü semptomlarını da gerilettiği gösterilmiştir. Ayrıca sık sık ve küçük porsiyonlu yemek tüketimi de reflüyü azaltabilir. Sonuçta, gıda maddelerinin reflüyü tetikleyici etkisi bireysel farklılıklar göstermekte ve diyet kısıtlamalarının hastanın tecrübeleri doğrultusunda düzenlenmesi gerekmektedir” dedi.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It