23 Mart 2015

“Hedefimiz Çapa Medikal’i Dünya Markası Haline Getirmek”

Çapa Medikal Genel Müdürü Zekeriya Avşar: “Çapa Medikal’in bir tek amacı var, bir Türk Medikal Deposunun dünya markası olması, en büyük hedefimiz budur” dedi.

 

Geniş ürün yelpazesi, üstün kalite anlayışı, hızlı servis ağı ile farklılığı ve sürekli gelişmeyi hizmet olarak sunan Çapa Medikal Genel Müdürü Zekeriya Avşar ile yeni binalarında bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

Çapa Medikal ne zaman kuruldu? Faaliyetlerinizden biraz bahseder misiniz?

Sağlık sektörüne 1974 yılında, 11 yaşındayken aile mesleği olan gözlükçülük ile başladım. Daha sonra 1980 yılında Cerrahpaşa’da bir eczanede hem medikal hem de ilacı öğrendim. Gözlük dükkânı açmak istedim ancak yer bulamadığım için (cebimde de yeterli param olmadığı için!) bir eczanede gözlük reyonu kiraladım. O zaman eczaneler tıbbi malzeme deposu gibiydiler. Bu süre zarfında tıbbi malzemeyi de öğrendim. 1987 yılında da kendime ait medikal firmayı açarak sektöre ilk somut adımımı attım. Medikal sektör 1984 yılına kadar bir değişikliğe uğramamıştı. Rahmetli Turgut Özal ile 1984 yılında ilk büyük değişime şahit oldum. Cam enjektörlerden plastik enjektörlere, demir spinallerden de disposable spinallere geçildi. 1988 yılında da Türkiye’de ilk defa yoğun bakım üniteleri kurulmaya başlandı. Her şey değişiyordu. İlk dönemlerde işimiz çok kolaydı. Türkiye’ye dünyanın en tanınmış markaları zaten geliyordu. Biz de 80’li yıllarda ilk defa Cerrahpaşa’da bir uygulama başlattık.  Doktorların ameliyatlarda kullandıkları ürünleri istediği koda ve boya göre temin edilmesini sağladık. Küçük bir firma idik. 50 metrekare alanda bir sekreter ve 2 çırak ile bu işe başladık. 1992 yılında Çapa’da da bir şube açtık. 92 yılından itibaren de ismimiz Çapa Medikal oldu ve özel hastanelere de satışa o yıllarda başladık. 20’ye yakın A Plus büyük hastaneye direk, diğerlerine de firmalar aracılığıyla malzeme satışı yapıyorduk. O zamanlar sadece perakendeye malzeme satıyorduk, ihalelere pek girmiyorduk. En büyük özelliğimiz, sattığımız malzemelerin eğitimini ciddi bir şekilde almamızdı. Ben halen her ürün eğitimine katılıyorum. Bununla da yetinmiyorum hangi ürünü satıyorsam, yurt dışında da olsa üretim tesisini mutlaka görüyorum. Üretim mentalitesinden kalite mentalitesini anlayacak seviyeye geldiğime inanıyorum.

 

Çapa Medikal olarak hedefleriniz neler?

Çapa Medikal’in bir tek amacı var bir Türk Medikal Deposunun dünya markası olmasıdır. En büyük hedefimiz budur. 2016’dan itibaren hem kendi markamızla üretimini yaptırdığımız ürünleri hem de temsil etmekte olduğumuz yerli üreticilerimizin ürünlerini dünyaya satmak hedefindeyiz. Aileden 2. Kuşaktan 4 kişi firmamızda görev yapmakta. Yurt dışına açılma konusunda onların isteği benim isteklerimden çok daha fazla.

 

Özel hastaneler neden Çapa Medikal’i tercih ediyor?

2003 yılında sağlıkta büyük değişimi gördüğümüzde özel hastanelere yatırım yapma ihtiyacı duyduk. Ve ona göre bir sistem geliştirdik. Bu sistemi de bir giyim firmasının koşulsuz müşteri memnuniyetini örnek alarak kurduk. İlk etapta çok büyük zarar ettik. Bir ürünü; taahhüt edilen zaman dilimi içerisinde teslim edebilme, belli bir kalitede olması ve daimi bulundurulması koşulunu uyguladık. İlk kurulduğumuzda, “kendi vücudumuza uygulamak istemediğimiz ürünü satmayacağız” sloganımız vardı. Şimdi 2008’den beri yeni bir slogan daha geliştirdik o da: “Ucuz değil, ekonomik ürün.” 2003’de gerçekten çok ciddi bir özel hastane yapılanması gerçekleştirdik. Son 10 senedir de zincir hastanelerde tedarik sistemi zinciri kurma konusunda deneyime ulaştık. Gerçekten çok zor bir iş, ama bir şekilde bu işi de zaman içerisinde öğreniyorsunuz. Teslimat süresi İstanbul içi 24 saat, İstanbul dışı için 48 saat. Verilen siparişin şu anda yüzde 96’sını karşılıyoruz. Hedefimiz yüzde yüze ulaşmak.

Zincir Hastanelerde sistem kurulması konusundaki katkımız çok daha fazla. İşimizi iyi yaptığımız için tercih ediliyoruz diyebilirim.

 

Ürün porföyünüzde kaç ürün var?

7000’e yakın ürün satıyoruz. Zaman içerisinde şartlar çok sertleştiği için portföyümüzde bulunmayan bazı ürünlerin kendi markamız altında, yurt içinde ve yurt dışında üretimini yaptırmaktayız. Mevcut satış ağımızda; özel hastaneler, devlet hastaneleri, üniversite hastaneleri ve firmalar bulunmaktadır. 2 yıl önce İzmir’de bir şube açtık. Sektör o kadar dinamik ki yaptığınız planlara yetişemiyorsunuz.

 

Yeni binanıza geçtiniz, depo alanlarınızı büyüktünüz. Biraz bundan bahseder misiniz?

Depolarımızı taşıdık. Ofisimiz 1000 metrekareye ulaştı. Aynı anda birçok toplantı yapabilecek mekânlara kavuştuk. Yeni yerimizde toplamda 5.000 metrekarelik iki depomuz var. Bunlardan daha büyük bir depomuz da Gebze’de oluştu. Toplam 85 çalışanımız var. Dünyaca ünlü bir firmaya 8 ay boyunca artılarımızı ve eksilerimizi incelettirdik. 5 kişilik bir ekip mevcut durumumuzu, neler yapmamız gerektiğini farklı bir bakış açısı ile değerlendirdiler ve bize bir rapor hazırladılar. Bu raporu kendimizin yaptığı planlarla harmanlayarak 5 +5 senelik bir yol haritası çizdik. Taşınmamıza de sebep budur. Sadece depolarımızı değil, ofisimizi de çizdiğimiz yol haritasına uygun bir hale getirdik.

 

Logonuz da değişti. Bir anlamı var mı yeni logonun?

Evet logomuz değişti. Logomuzun anlamı var. Eskiden Donanma Filolarının Amiral gemisinde Su Perisi heykeli olurmuş, biz de sektörün amiral gemisi olmayı hedeflediğimiz için Su Perisini logomuzda kullandık. Rengimiz de Türkiye’nin rengi olan Turkuaz oldu.

 

Yeni bir üretime giriyorsunuz. Biraz bilgi verebilir misiniz?

Evet aile olarak üretime de giriyoruz. Kasım’dan beri çalışmalarını yapıyoruz. Mart Ayı sonunda yurt dışından makinalarımız gelecek. Nisan’da da deneme üretimlerine başlayıp, Mayıs ayında piyasaya giriş yapacağımızı tahmin ediyorum. Flaster, bant, steril ped vs. üretimi yapacağız. Ağırlıklı olarak ihracata yönelik çalışmayı planlıyoruz.

 

Yakın Coğrafyada en düşük fiyat bizde demiştiniz. Yine öyle mi?

Yakın Coğrafyada 5 sene evveline kadar bizden daha düşük fiyat bir tek Ürdün’de vardı. Son 5 sene içerisinde Ürdün’den bile daha düşük. Yurt dışından dahi firmalar gelip Tır bazında ürün almaktadırlar.

 

Şirket içi eğitime büyük önem veriyorsunuz.

2 ay hariç bütün Cumartesi günlerini eğitime ayırdık. Şirket çalışanlarımıza bu işten anlayan profesyoneller tarafından her hafta sonu eğitim aldırtıyoruz. Son 7 yıldır her ürünü etiketleyip son kullanıcıya kadar takip sistemlerini oluşturduk,  sistemi tamamen dijital ortama çevirdik. ekibimizi de bu doğrultuda yetiştirdik.

 

Bu yıl da OHSAD Kongresi’nin ana sponsorusunuz değil mi?

4 yıldır özel hastanelerin kongresi OHSAD’a sosyal sorumluluk projesi olarak ana sponsorluk yapıyoruz. Bu yıl da devam edecek.

 

Sektörün sıkıntıları neler?

2003’de AK Parti’nin sağlıkta gerçekleştirdiği büyük değişime ayak uydurabildik ancak son senelerde bizim de gördüğümüz bir sıkıntı var; salt fiyata dayalı bir sisteme doğru gidiliyor. Sektörün en büyük sıkıntısı budur. Kendimizi geliştiremiyoruz. Devlet ve özel hastaneler kısa vadede bundan bir gelir elde ediyor görünebilirler ancak uzun vadede bunun çok daha fazla zararı olabileceğine inanıyorum. 5 sene evveline kadar sektöre katkımız çok daha fazlaydı. Yeni ürünler, mevcut ürünlerin geliştirilmesi ve maliyetlerin düşürülmesi konusunda projeler üretebiliyorduk. Şu anda sadece günü kurtarmak için bizlerle fiyat pazarlığı yapılıyor, bizde aynı şekilde tedarikçilerle fiyat pazarlığı yapıyoruz. Bu kısır bir döngüye dönüştü. Artık katkı sağlamakta zorlanıyoruz. Sağlık sektörü toplam bütçesinin büyük kısmını devlet karşılıyor. Devletin karşıladığı rakam da yaklaşık 70 milyar TL. Bu rakamın 5 milyar TL’si medikal ürün ve cihazlardan, 15 milyar TL’si de ilaçlardan ve geri kalan 50 milyar TL’lik kısmı da başta sağlık personel giderleri olmak üzere diğer kalemlere ayrılmaktadır. Devletin bu 50 milyar TL’de maliyeti düşürme şansı pek yok. Bu sebeple 20 milyar TL üzerinde son 5 senedir inanılmaz bir baskı var ve sistem hep cezalandırma üzerine kuruldu, artık bonusları geliştirme zamanı. Fiyat düşürmek yerine; gereksiz ilaç kullanımı, çöpe giden ilaçlar ve daha düşük kaliteli ürünlerden verilen zaiyatlar üzerinde yoğunlaşılmalı. En çok giden ve fiyatı ucuz olan standart ürünlere baskı oluşturmak yerine; “ucuz değil ekonomik” olan ürünlere yönelmenin alt toplamda daha avantajlı olduğuna inanıyorum.

Vatandaş yılda 8 defa hastaneye gidiyor. OECD ülkelerinde bu sayı 6’dir. Asıl sorun buralarda gizli. Bunu belli bir seviyeye çekmek lazım. Ayrıca, ister üretici olsun ister depocu olsun yerli firmaların ayakta kalması lazım. Son tedarikçi kongresinde devletin yapmak istediklerini duyduğumda sektörün BBG evi gibi olacağını düşündüm. Satınalmaları merkezileştirmek istiyorlar. Bunun en büyük yan etkisi, buradan pay alamayan gerek yerli üretici gerekse de yerli depoların zamanla yok olmasıdır. Bu da; yurt dışından gelecek olan yabancı firmaların sektörde tekelleşmesine sebep olacaktır. Sektörün en büyük sorunu; konulan kuralların bir günde değişmesi. Bu yüzden yatırımlarımızı yapmaya cesaret edemiyoruz, sürekli erteliyoruz. Sektörün belli seviyeye gelebilmesi için çıkartılan kuralların en ez 5 yıl uygulanması lazım. Bir de, Tıbbi Tedarik Zinciri Yönetimi Kongresi’nde de dile getirdiğim iki önemli husus var. Bunlardan biri ödeme konusu. İster peşin isterse süresi 1 sene olsun ödeme süresinin yüzde yüz kesin olması. İkincisi de ihaleyi aldıktan sonra ürün teslimatlarının hangi miktarda ve ne zaman yapılacağının baştan belirtilmesi.

 

Fiyatlar daha ne kadar aşağı çekilecek?

Tıbbi malzeme ve ilaçta devletin tasarruf yapma şansı artık kalmamıştır. Bu şekilde devam ederse ileride tedarikçi bulunamayıp fiyatların çok daha fazla artacağına inanıyorum.  Firmaların da belli bir miktar para kazanıp işlerini devam ettirebilmesi ve proje hazırlaması lazım. 2015’in bu konuda kırılma noktası olacağına inanıyorum. İlk 6 ayın kötü geçeceğini, sonraki dönemde toparlanacağını ve sonrasında firmaların para kazanacağına inanıyorum. Firma sayısı bu yıldan itibaren ciddi şekilde azalacaktır. Bu kârlar ile çoğu kimsenin işini devam ettirecek şansının olmayacağına inanıyorum. Artık eskisi kadar çok firma açılmıyor.

Fiyatları aşağı çekebilmenin en önemli unsuru “UCUZ DEĞİL EKONOMİK ÜRÜN” e yönelmek!

 

Medikal firmalar çok kazanıyor imajı var sanırım…

Hem devlette hem de özel hastanelerde medikalcilerin çok para kazandığı gibi yanlış bir imaj var. Bazen; maliyetlerimizi göstersek de kâr oranlarımızı onlar belirleseler, daha fazla kâr edebileceğimize inanıyorum.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It