19 Nisan 2018

Dünyaya kolaylıkla satabildiğimiz ürünlerimizle ülkemizde yarışamama sebebimiz kalite değil finansal konulardır

MEHMET ALI OZER 3

Sağlık Gereçleri Üreticileri ve Temsilcileri Derneği (SADER) Başkanı Mehmet Ali Özer, derneğin faaliyetleri ve medikal sektörü ile ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik:

Öncelikle yeni görevinizde başarılar dilerim. Mehmet Ali Özer kimdir özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?

Çok teşekkürler. Ayrıca ilginiz için de teşekkür etmek istiyorum. Bu vesile ile Medikal NEWS ailesine ben de sektörümüze katkı veren bu çalışmalarında daha nice başarılar diliyorum. 1970 Antalya doğumluyum. Elektronik Mühendisiyim. Evliyim ve iki kızım var. Mezun olduğum 1993 yılından beri sektörümüzde çalışmaktayım.

SADER ne zaman kuruldu? Kaç üyeniz var? Faaliyetlerinizden biraz bahseder misiniz?

Bu yıl 25. yılını kutlayacak olan Derneğimiz 1993 yılında 14 firma ile kurulmuştur. Büyük tesadüfle benim de 25. yılım sektörümüzde. Bugün itibariyle sektörümüzde alanlarında birbirlerinden değerli 71 üyemiz vardır. Sağlık alanında dünyadaki baş döndürücü gelişmeler malumunuzdur. Bu gelişmeleri yakalamak tüm paydaşlar gibi tıbbi cihaz üretici ve tedarikçilerinin de en önemli hedefidir. İşte bu yönde kamu ve diğer paydaşlarımızla beraber çalışmalar yapmak; başta üyelerimiz ve meslektaşlarımız olmak üzere gelişmeleri duyurmak; sektör dinamizmini sürdürebilir kılmak faaliyetlerimizin temel konularıdır.

Üyeleriniz SADER’i bir aile gibi görüyor. Bunu nasıl sağladınız?

Gerçekten öyle. Bunun dışarıdan da fark edilecek kadar görünür olması çok mutluluk verici. Bildiğiniz gibi STK’lar ülkelerin gelişmesinde çok önemli bir rol oynar. Bunu da aracılığıyla yapılan aktif vatandaşlık işleviyle gerçekleştirir. İşte biz de Derneğimizde bunu yapmaya çalışıyoruz: ‘Aktif Üyelik’. Sanırım bu aile görünümünde temelde bu yaklaşımımız var. Amacımız ülkemize faydalı olmak, gelişmelere pozitif anlamda katkıda bulunmaktır. Sorunuza tekrar dönersek; Derneğimizdeki bu aidiyet duygusuna; ülkemizde sağlık alanındaki gelişmelere samimi, yaratıcı ve etkin olarak katkı veren, STK olarak görevlerimizin ve sorumluluklarımızın bilincinde örnek çalışmalar yapan önceki Başkanlar ve yönetimlerimiz ilk ve en önemli katkıyı vermiştir. Başta ifade ettiğim aktif üyelik anlamında etkin bir şekilde sektörel sorunlarımız, ödev ve görevlerimiz üzerinde oluşturduğumuz komite ve komisyonlarımız aracılığıyla üyelerimiz dernek çalışmalarımıza katkıda bulunabilmektedirler. Bu vesile ile sık sık bir araya geliyoruz. Tabii daha yolun başındayız. Gelişim bitmeyen bir süreçtir. Eşitler arasında belirli bir süre görev tevdi edilen bizler de, üzerimizdeki tüm bu sorumlulukların bilincinde olarak aldığımız bayrağı; yere düşürmeden ve daha ileriye taşımaya çalışarak bir sonraki yönetim ve kuşaklara vermeye çalışacağız. Sonraki yönetim ve kuşakları hazırlamak adına da bu yaklaşımın öneminin bilincindeyiz. Ben tüm bunlara SADER Kültürü diyorum. Uzakdoğu ifadesiyle SADER-do; yani SADER-Yolu…

SADER’in sektörle ilgili projeleriyle ilgili neler söylersiniz? Aylık toplantılarınızın geri dönüşleri nasıl oluyor?

Daha önce de değinmeye çalıştığım gibi, sadece sektörümüzün değil herşeyin hızlı ve sarsıcı şekilde değiştiği bir dönem yaşıyor günümüz insanı. Bunlara ayak uydurmanın bile zorlanıldığı bir dönemde ülke olarak hedefimiz bu gelişmelerin bizzat öncüleri olmaktır. Kabul edilecektir ki; iş hayatında böylesi gelişmeleri yakalamak hatta ötesine geçmek için daha çok çalışmak ve çok daha hızlı davranmak gerekmektedir. Ünlü eski CEO Jack WELCH’in iş dünyası için şu sözü sanırım söylemek istediklerimi özetleyecektir:

‘Dışımızdaki dünya bizden daha hızlı değişiyorsa, sonumuz yakın demektir.

SADER olarak ilk hedefimiz de bu gelişmeleri yakalayan hatta daha ilerisini hedefleyen fikirlerle ve projelerle sektörümüze katkıda bulunmaktır. Bu amaçla; Yerli Üretim, Geri Ödeme, Kamu Özel Ortaklı Yatırımlar, Ayaktan Tedavi, Regülasyonlar, Bakım-Onarım ve Kalibrasyon, Sağlık Teknolojileri Değerlendirme ve daha bir çok sadece ülkemizde değil dünyadaki güncel konularda çalışmalarımızı yapıyor, araştırıyor, fikirler üretiyoruz; daha sonra muhataplarımıza iletiyoruz. Geri dönüşlere göre de çalışmalarımıza devam ediyoruz. Aylık toplantılarımız ise; alt komite ve komisyonlarımızda faal olan ve olmayan üyelerimizi biraraya getirip tüm üyelerimizden geri dönüşler aldığımız faaliyetlerimizdir. Bu iş dışında yaşam ile ilgili bir konu bile olabilmektedir. Üyelerimize o aydaki faaliyetlerimizi, çalışmalarımızı anlatarak; destek istediğimiz alanları duyurarak onları bilgilendirmekteyiz. Ayrıca ilgili konulardaki konuklarımızla o ay bir alanda daha detaylı çalışmayı hep beraber yapma imkânı da bulmaktayız. Aylık toplantılar bu nedenle bize üyelerimizin daha dinamik katkılarını sağlayan en önemli faaliyet alanımızdır.

Derneğinize ait Etik Kod listeniz var. Bununla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?

Yapılacak işlerde saptanan standartlar yani davranışların minimum özelliklerinin ortaya konulması Etik Kodların hedefidir. Kısaca; bireylerin iş içindeki davranışlarına yön veren ahlaki standartlar, temel değerler ve prensipler bütünüdür. Bu yüzden de dünya ile uyum ve ülkemizin hak ettiği standartlara erişmesi için Etik Kod her alanda çok önemlidir. Sektörümüzde faaliyet gösteren tedarikçiler için de artık talep edilen bir kritik standart haline gelmiştir. Bu sebeple yaklaşık 6 yıl önce Dernek gündemimize aldığımız Etik Kod’un Derneğimizdeki gelişimi şu şekilde olmuştur:

Haziran 2013 tarihinde SADER bünyesinde çok geniş bir katılım ile kurulan Etik Kod Çalışma grubunun yaklaşık altı aylık çalışması ile ortaya çıkarılan SADER Etik Kodu, Aralık 2013 tarihinde düzenlenen lansman toplantısı ve ardından Ankara ve İstanbul’da düzenlenen eğitim toplantılarımız ile tüm üyelerimize duyurulmuş, Mart 2014 tarihinde yapılan 16. Olağan Genel Kurulumuzda ise oybirliği ile kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Etik Kod yaşayan bir mekanizmadır. Bu sebeple dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmelere uygun olarak da 2018 yılı başında tamamlanan revizyon çalışması ile de gözden geçirilerek güncellenmiştir.

Üyelerimizin altına imza attığı bu etik prensiplerimiz konusunda gururla şunu söylemek isteriz ki; ülkemizdeki ilgili mevzuatlar ile belirlenen standartların üzerinde bir kod oluşturarak SADER, evrensel kabul görmüş bu değerleri kendi iradesi ile uygulamış ve sektörümüzde örnek bir adım atmıştır.

Hükümet tıbbi cihazda yerli üretime büyük önem veriyor. Hastaneler alımlarında yerli malını yeterince tercih ediyor mu?

Bu konuda kuvvetli bir niyetin kamuda mevcut olduğunu memnuniyetle ifade etmek isterim. Elbette yerli malı tercihinde %15 Yerli Malı teşviğinin çok önemli katkısı vardır. Ancak bu niyet ve teşviklere rağmen artık rakiplerimizle yarışamadığımız da bir gerçektir. Dünyaya kolaylıkla satabildiğimiz ürünlerimizle yarışamama sebebimiz kalite değil finansal konulardır. Makro ekonomiden kaynaklanan bazı finansal sıkıntılarımız, üreticilerimizin ek masrafları, maliyet artışları ve rakip ülkelerden ülkemize yapılan ihracatlara o ülkelerin verdiği teşvikler sebebiyle ne yazık ki mevcut üreticilerimizin pazar paylarının azalması sonucunu doğurmuştur. Ne gibi finansal konular derseniz en önemlileri olarak %18-%8 KDV farklarından oluşan alacaklarımız, yerli ürünlerin rakiplerinin çok uygun fiyatlandırmalarla yaptıkları hedging yani finans kuruluşları üzerinden yapılan düşük döviz kuru sabitlemesi, kredi faizlerinin rakip ülkelerden çok daha yüksek oluşu sayılabilir. Bu sorunlar için yapısal bazı değişikliklere gerek olduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca yerli ürünlerin sadece kamu hastanelerinde değil böylesi bir niyetle yani Yerli Malı teşviği ile Üniversiteler ve Özel Hastanelerde de desteklenerek yaygınlaştırılması da gerekmektedir.

Güvenli ve Kaliteli Ürün” kavramının ülke geneline yaygınlaştırılması için neler yapılmalı?

Güvenli ve kaliteli ürün; gereksinimlere ve kullanıma uygunluk hedefiyle istikrarlı güvenilirlik demektir. Sektörümüz açısından sağlık hizmeti alanların en yüksek sağlık seviyesine ulaşması ve ardından bu seviyeyi devam ettirebilmesidir. Güvenli ve kaliteli ürün çatısının dört direği vardır: Üretici/Tedarikçiler, Ödeme/Geri Ödeme, Kamu Otoritesi ve Sağlık Hizmet Sunucuları/Kullanıcılar. Tüm bu direklerden her birinin bu anlamda üzerine düşeni yerine getirmesi yani bu hedef için birbirlerini destekleyen aktif ilişkide bulunması durumunda bu çatı yıkılamayacak aksine yükselecektir. Örneğin geri ödemede güvenli ve kaliteli ürün için öncelikli fiyatlandırılma yapılması üreticilerin ve tedarikçilerin bu yönde çalışmasını sağlayacak; kullanıcıların böylesi ürünlere ulaşımını kolaylaştıracaktır.

2018 yılının yeni konusu Sağlık Market Projesi. Bu proje medikal sektörü nasıl etkileyecektir?

Satın alma süreçlerindeki bürokratik işlemlerin çokluğu, her hastanede tekrarlanması gibi iş kayıplarının azaltılması; kaliteli ve istikrarlı ekonomik fiyatlı ürünlere kolay ulaşılması amacıyla başlatılan bu sürecin basit sarf malzemelerden yaygınlaştırılması durumunda etkisi elbette büyük olacaktır. İlk önce ödeme vadeleri kısalacak. Tek muhatapla işlemler yapılabilecek. Bunlar görünür faydalar. Ancak bir kaç çekincemiz de vardır. Sektör olarak talebimiz o kalem için KOBİ diyebileceğimiz üretici ve ithalatçıları zorlamayacak büyüklükteki sık elektronik ihalelerle sürecin yürütülmesidir. Bu rekabetin sürdürülebilirliği açısından da elzemdir. Büyük oranda bayilerin azalmasına yol açacağından bu yönde bazı adımlar da atılmalıdır. Bildiğiniz gibi bilgi güçtür. Ülkemize bayiler kanalıyla yayılmış bu bilgi birikimi ve tecrübenin silinmemesi hatta katkısının yolunun açılması önemli bir husustur. Tabii bu uygulama Yerli Malı teşviğinde doğru kullanıldığı takdirde büyük katkıları da olacaktır. Tüm bu konularda STK’lar ve Yetkililer beraber çalışmaktayız. Süreç başladıktan sonra da devam etmesi gereken bir karma grup oluşturulmalı, akut konular bu çalışma grubu tarafından çözülmelidir. Bu muhtemel sonuçları göz ardı etmeden yapılan ve yapılacak çalışmalardan yararlı sonuçlar çıkacağı hususunda ümitliyiz.

Devlet ödeme konusunda rol model olmalı demiştiniz. Ödeme konusunda yaşanan son gelişmeler ile ilgili neler söylersiniz?

Evet rol model yani örnek olmalı demiştim. Sonunda en önemli sorunumuz olan ödemeler hususunda bazı yeni adımlar atılmakta. Üniversite borçlarının Maliye Bakanlığımız tarafından ödenmesi ile ilgili kanun yayımlandı. Firmalarımızdan kaynaklanmayan bir sebepten dolayı biriken alacaklarımızın bu finansal ortamda eriyor olmasının geri dönüşsüz bazı etkileri oluyor. Bu sebeple batan, küçülen, yatırımlarını erteleyen firmalarımızın aslında değer kayıplarımız olduğunu kabul etmemiz gerekir. Uygulama esaslarında bu sebep-sonuç ilişkisi atlanmamalı ve hakkaniyetli bir çözüm üretilmelidir. Ayrıca her konuda olduğu gibi bu konuda da sürdürülebilirlik esastır. Üniversitelerin gelecek dönemdeki borçlarının da aynı duruma düşmemesi gerekmekte; bunu esas alacak şekilde yapılacak düzenlemelerle sadece Üniversiteleri değil kamu ve diğer tüzel kişilikleri de kapsayacak bazı regülasyonlar yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki; SGK ödemesini zamanında yapmakta ama tedarikçilere paraları zamanında ödenmemektedir. Bu noktadan bakacak bir ödemeler direktifi ile ontolojik çözüm umuyoruz.

SADER olarak Sağlık Bakanlığı, SGK ve TİTCK ile iletişimleriniz hangi düzeyde? Kamu, STK’lar ile işbirliğini artırıyor mu?

Sağlık Bakanlığımız, TİTCK ve SGK son yıllarda dünya güncelini yakalamak ve ilgili süreçleri aktif bir şekilde regüle etmek, duyurmak adına tüm STK’larla olan iletişimlerini arttırmıştır. Sektör STK’ları için de bu geçerlidir. SADER olarak başta da belirttiğim gibi görev, ödev ve sorumluluklarımızın bilincinde olarak yaptığımız çalışmaların etkisiyle her geçen gün artan, katkı veren ve öğrenen iyi bir iletişim içinde olduğumuzu söyleyebilirim. Bizim öngörümüz; ülkemize fayda getiren, gelişmeleri yakalayan bu frekanstaki Kamu-STK’lar iletişiminin artarak devam edeceği yönündedir. Zaten bu sebeple de Dernek olarak buna kendimizi sürekli olarak hazırlamaya devam edecek bir yapılanma içindeyiz.

Son dönemde STK’ler arası ortak hareket etme kültürünün oluştuğunu da görüyoruz. Bunun getirdiği faydalardan biraz bahseder misiniz?

Bu oldukça mutluluk verici. Tüm bu kültür; Kamunun STK’lar ile iletişimini arttırmasının bir sonucu olarak toplantılarda birlikte bulunmakla, teknik hususlar konusunda konuşmakla başladı. Şimdi gelinen noktada Kamu ile yapılacak toplantılar öncesi teknik olarak üyelerimiz biraraya gelmekte bağlı bulundukları STK’lara raporlar sunmakta, bizler de bunların sonucunu ve STK’lar olarak tüzel fikirlerimizi sunmaktayız. Birbirimizden çok şeyler öğrendiğimiz, birbirlerimize çok şeyler kattığımız bu süreç zaten gelişmiş ülkelerdeki durumdan farklı da değildir.

DİĞER BAŞLIKLAR

Pin It